Sürdürülebilir Moda Hareketi: Uluslararası Çevre Hukukuna Yansımaları - I LAW FASHION
Yukarı
a

I LAW FASHION

Sürdürülebilir Moda Hareketi: Uluslararası Çevre Hukukuna Yansımaları

“The best way to make a contribution in fashion is to promote the idea that a fundamental interest in preserving the environment is itself fashionable.”

–Giorgio Armani

Sürdürülebilir moda (sustainable fashion) hareketi temelde hızlı moda anlayışına yönelen bir tepki olarak ortaya çıkmış, günümüzde moda endüstrisinin evrildiği durum karşısında üzerine sıklıkla konuşulan bir konu haline gelmiştir. Hareket hızlı modanın karşısında konumlandığı kadar, çevre hukukunun konusunu ve amacını teşkil eden bazı fikirlerin de yanı başında yer almaktadır. Yazıda bir tekstil ürününün fikir olarak ilk kez varoluşundan ürün olarak pazarlanmasına dek süren yolculuğunda yarattığı çevresel etkilere ve sürdürülebilir moda anlayışının gelişimine değinilerek moda yaratım, üretim ve tüketim süreçleri ile süreçlerin tetiklediği anlayışların hukuk düzenindeki yansımalarına yer verilecektir.

Hızlı Moda (Fast Fashion) Anlayışı

Hızlı modanın tek bir tanımı bulunmamakla birlikte kavram “high fashion” olarak tabir edilen yüksek kalite ve fiyattaki tasarımların kısa sürelerde, düşük maliyetler ile çok sayıda üretilmesi ve genellikle “trend” olan bu tasarımların düşük fiyatlar ile satışa sunulması olarak anlatılabilir. Hızlı moda anlayışı temelde “quick response” düşüncesine dayanır. Fletcher’a göre hızlı moda kısaca harcanabilirliği teşvik eden bir hızlı cevap sistemidir. Bu sistem ile tedarik süresi oldukça kısalmaktadır. 1990’ların sonlarına doğru hızlı moda hareketine evrilen düşünce, günümüzde moda sektörünün merkezinde yer almaktadır. Ürünleri uygun fiyatlar ile erişilebilir hale getiren hızlı moda anlayışı ve sektörün değişen dinamikleri markaları ucuz işgücüne, düşük maliyete ve kalitede esnekliğe yöneltmektedir. Bu yöneliş sosyolojik, ekonomik ve ekolojik birçok bedele fatura çıkarmakta, bu parametreler arasında dengenin kurulamamasının bedelini ise ekolojik düzenin bozulması sonucu doğa ödemektedir.

Moda endüstrisi 2,4 trilyon dolar civarında değere sahip olup dünya çapında 75 milyon insana istihdam sağlamaktadır. Bununla birlikte endüstri birçok araştırmada belirtildiği üzere Dünya’nın petrol endüstrisinin ardından ikinci en büyük kirleticisidir. Moda sektörü tüm insanlığın ürettiği karbon emisyonunun %10’unu üretmekte, dünyanın su tedarikinin en büyük ikinci tüketicisi olarak mikro plastiklerle okyanusları kirletmektedir. 2017 yılında International Union for Conservation of Nature (IUCN) tarafından hazırlanan raporda okyanusta hiçbir zaman biyolojik olarak çözünmeyen çok küçük plastik parçaları olan mikro plastiklerin yüzde 35’inin polyester gibi sentetik tekstil ürünlerinin yıkanması ile ortaya çıktığı, McKinsey’nin “The State of Fashion 2020” isimli raporunda okyanuslara akan mikro plastiklerin %20 ila 35’inden moda sektörünün sorumlu olduğu belirtilmektedir.

Her yıl üretilen tekstil ürünlerinin %85’i “çöp” olmaktadır. Ellen MacArthur Foundation’ın “A New Textiles Economy: Redesigning Fashion’s Future” isimli raporunda belirtildiğine göre moda endüstrisi her yıl yalnızca yeterince geri dönüşüm yapılmaması ve hiç satılamadan çöplüklere atılan kıyafetler sebebiyle değerinin 500 milyar dolarını yitirmektedir. Bu kıyafetlerin birçoğunun ise polyester gibi petrol bazlı kumaşlardan üretildiği bilinmektedir. Bir pamuklu t-shirt’ün su ayak izini ele alalım. Tek bir pamuklu t-shirt üretilmesi için 2720 litre su kullanılmakta olup bu miktar bir insanın iki buçuk yıllık su tüketimine eşdeğerdir. Ambalajlama, lojistik gibi faaliyetler düşünüldüğünde kullanılan su miktarının yanı sıra yüksek miktarda enerji de harcanmaktadır. Pamuk doğada çözünebilen bir hammaddedir. Buna rağmen pamuk üretiminde yüksek miktarlarda su kullanımı, pestisit ve suni gübre kullanımı gerekmektedir. Bir pamuklu t-shirt için dahi durum böyleyken naylon, akrilik, polyester gibi sentetik bazlı ürünlerin doğada çözünmesi seneler almaktadır. 

Görselde, hızlı modanın 2050 yılına dek yaratması beklenen olumsuz etkiler gösterilmiştir:

tiny.cc 

Hızlı modanın yarattığı problemler elbette bunlarla sınırlı değildir. Bu anlayış, yarattığı ekolojik etkilerin yanında tüketim kültürünü beslemekte, ucuz iş gücüne yönelim ve olumsuz çalışma koşulları sebebiyle işçilerin haklarını zedelemekte, bazen tasarımcılar nezdinde fikri mülkiyet haklarının konusuna giren sorunlara da yol açabilmektedir. Sürdürülebilir moda anlayışı bu problemlere karşı bir ihtiyaç, bir çare niteliğindedir. 

Sürdürülebilir Moda Hareketinin Kapsamı ve Hedefleri: Gerçekten Mümkün mü?

Akademisyen Sue Thomas, sürdürülebilirlik kavramını “Sürdürülebilirlik, çalışanlar, tüketenler, hayvanlar, toplum ve çevre üzerinde pozitif tesiri bulunan tasarımcı, tüketici veya üretim biçimlerine işaret eder” şeklinde tanımlar. Son yıllarda moda çevrelerinde deyim yerindeyse “popüler” olan bu anlayış aslında son yirmi yıldan beri üzerine konuşulan bir konu olup yalnızca tasarımı değil sosyolojik, ekolojik, kültürel ve etik birçok bakış açısını barındırır. Kavramın yerine etik moda, yeşil moda gibi ifadeler de kullanılmaktadır. Ekolojik dengeyi gözeten ve doğayı incitmeyen bir moda sektörü hedefleyen anlayışın uluslararası alanda ilk ses getirmesi Birlemiş Milletler tarafından kurulan Brundtland Commission’ın 1987 yılında “Our Common Future (Ortak Geleceğimiz)” olarak bilinen raporu yayınlaması ile gerçekleşmiştir. Raporda sürdürülebilir kalkınma, “bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin karşılamaktır” şeklinde açıklanmaktadır. Sürdürülebilirlik faaliyetlerinin gerçekleştiği alanlardan belki de en önemlisi moda endüstrisidir. Akademisyen Şölen Kipöz’e göre sürdürülebilirliğin üç ayaklı taburesi moda sistemine uyarlandığında sistemin üç önemli ayağının üretim, tasarım ve tüketim olduğu görülecektir. İşte bu işlevler arasındaki dengeli ilişki de sistemin sağlıklı şekilde ilerlemesini sağlayacaktır. Sürdürülebilir moda ürün ömrünü uzatmak, kullanılan hammaddelerin ve kumaşların kalitesini artırmak, sentetik lif kullanımını azaltmak, doğada çözünebilen maddeler kullanmak, geri dönüşüm ve ileri dönüşüm süreçlerini etkili kılmak gibi amaçlar barındırmaktadır. Bunların yanı sıra modanın olumsuz etkilerinin sosyal boyutuna da eğilmekte ve defilelerde yaratılan illüzyon ile gerçek yaratım ve üretim sürecinden ziyade parlak bir imgesini gördüğümüz ürünlerin kim tarafından üretildiğini, çalışanların hangi şartlarda çalıştıklarını da kapsamına almaktadır. 

Hızlı moda ile ilgili gerçekler günümüzde bazı moda markaları açısından doğru yorumlanarak gerekli adımlar atılmaktadır. Örneğin Zara 2019 yılında, artık tüm koleksiyonlarının tamamen sürdürülebilir kumaşlardan üretileceğini ve bunun 2025’e kadar sağlanacağını, 2023 yılından itibaren kullanılan viskozun tamamen sürdürülebilir olacağını ve tesislerinin artık çöplüklere atılacak atıklar üretmeyeceğini açıklamıştır.

Markalar sürdürülebilirlik anlamında birçok çalışma yapsa da bazı markalar açısından durum “greenwashing” yani “yeşil aklama” olarak adlandırılan durumdan öteye geçememektedir. Greenwashing bir markanın aslında izlediği politikalar ve yarattığı algıların ötesinde, göründüğü kadar sürdürülebilir olmadığı anlamına geliyor. Sürdürülebilir ibaresini sıklıkla kullanan bir markanın sürdürülebilir ürünlere ürün gamında ne kadar yer verdiği, sürdürülebilir olmayan ürünlerden hâlâ ne kadar kar ettiği gibi meselelere de dikkat edilmesi gerekiyor. Böylece söz konusu markanın sürdürülebilir bir marka mı, yoksa yalnızca “greenwashing” yapan bir marka mı olduğunu tespit etmek de tüketicilere düşüyor. 

Konunun Uluslararası Çevre Hukukuna Yansımaları

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (United Nations Environment Programme)

Sürdürülebilirlik ve çevre hukuku konusunda bahsedilmesi gereken ilk kuruluş: Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP). UNEP, 1972’de yapılan BM İnsan Çevresi Konferansı (Stockholm Konferansı) sonucunda kurulmuştur. Program ile çevre sorunları global seviyede ele alınarak çözümlere kavuşturulmaktadır. 

Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi (United Nations Environmental Assembly)

Son yıllarda meydana gelen en önemli gelişmelerden biri Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi’nin (United Nations Environmental Assembly- UNEA) kurulmasıdır. Çevre konusunda karar verme yetkisini haiz dünyada en üst derecede yer alan kuruluş olan Asamble 2010 yılında kurulmuştur. Asamble Kenya Nairobi’de iki yılda bir toplanmakta, toplantılarda uluslararası çevre hukuku bağlamında çevre politikaları belirlenmektedir. Asamble, yayımladığı beyannameler ve çözümler ile uluslararası çevre hukuku düzenlemelerinin merkezinde yer almaktadır.

Sürdürülebilirlik ve çevre hukuku bağlamında yaşanan gelişmeleri 2015’te New York’ta The 2030 Agenda for Sustainable Development Goals (Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri için 2030 Gündemi) ’un kabulü izlemiştir. Ardından 2016’da Nairobi’de düzenlenen 2. Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi’nde denizlerdeki plastik atıklar ve mikroplastikler, kimyasallar ve atıklar, sürdürülebilir üretim ve tüketim, sürdürülebilir kırsal hayvancılık ve meralar ve daha birçok konu hakkında toplam 25 karar alınmıştır. Yine 2017 ve 2019’da Nairobi’de Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi toplanmış, sürdürülebilirliği temel alan birçok konuda kararlar alınmıştır. 5. Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi’nin (UNEA-5) 2021 yılında Nairobi’de yapılması öngörülmektedir. Tüm bu çalışmalar ile Asamble çevre hukuku konusunda uluslararası birlikteliği sağlamakta ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri için 2030 Gündemi’ne katkıda bulunmaktadır. 

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Moda İttifakı (United Nations Alliance for Sustainable Fashion)

Sürdürülebilir moda özelinde yapılan en değerli çalışmalardan biri Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Moda İttifakı’nın (United Nations Alliance for Sustainable Fashion) kurulmasıdır. İttifak modayı sürdürülebilir hale getirmek adına çaba gösteren kişi ve kurumlar için bir platform niteliğinde olup moda endüstrisinin yıkıcı etkilerini azaltmayı amaçlamaktadır. 

Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi Başkanı Siim Kiisler’e göre BM Sürdürülebilir Moda İttifakı modayı bir aktivizm ve güçlendirme şeklinde kullanarak sürdürülebilirliği modaya getirilen bir kısıtlama olarak değil, endüstriye gerçek yaratıcılığı ve tutkuyu getirmek için bir tetikleyici olarak görmektedir. Kiisler açıklamasında, araştırmaların moda sektörünün atığı azaltmak konusunda birçok imkân sunduğunu gösterdiğini ancak söz konusu imkanları tam anlamıyla elde edebilmek için Birleşmiş Milletler ve ortaklarının bireysel sürdürülebilirlik amaçlarından öteye giden, bütünleşmiş bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini belirtmektedir. 

Fashion Industry Charter for Climate Action

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği (UN Climate Change) birimi bünyesinde tekstil ve moda endüstrisinde ileri gelenler ile birlikte bir iklim hareketi başlatılmıştır. Ham madde üreticileri, tedarikçiler, markalar gibi farklı unsurları bir araya getiren “Fashion Industry Charter for Climate Action” Aralık 2018’de Polonya’da hayata geçmiştir. Tüzük’te diğer hedeflerin yanı sıra küresel ısınmayı 1.5 derecenin altında tutmak ve moda endüstrisini 2050 yılına dek net sıfır sera gazı emisyonu hedefine yönlendirmenin amaçlandığı belirtilmektedir. 

Blue Fashion:

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu (The Food and Agricultural Organization – FAO) deniz ile ilgili materyalleri kullanan ve tarıma elverişli arazileri koruyan “Blue Fashion” isimli düşünceyi desteklemektedir. Blue Fashion moda endüstrisinin çevresel etkilerinin azaltılmasını, mavi ekonominin sürdürülebilir şekilde yürütülmesini hedeflemektedir. 

 

  

“Blue Fashion” konsept olarak deniz ile ilgili ham materyallerin kullanılması ve bu materyallerin moda sektörüne biyolojik alternatifler olarak kazandırılması düşüncesini içermektedir. FAO’ya göre okyanus ekosistemlerinin sürdürülebilirliği ve korunması okyanus bazlı ekonomiler için yaşamsal nitelikte rol oynamaktadır. Blue Fashion ile moda dünyasına yeni ve sürdürülebilir alternatifler sunulurken yosunlar gibi okyanus ürünlerinin atığa dönüşmek yerine yeniden kullanımı sağlanmaktadır. 

Bunlar uluslararası çevre hukukunda sürdürülebilir modaya dair yapılan çalışmalardan sadece bazıları. Uluslararası hukukta etkili olan organizasyonların yanı sıra devletlerin ve uluslararası bölgelerin kendi iç düzenlerinde yaptıkları çalışmalar da önem taşımaktadır. Devletlerin veya bölgelerin yetkili birimleri de moda markalarının işlerini yürütürken hangi kurallara uymaları gerektiğine dair hukuki düzenlemelere imza atmaktadır. Bu düzenlemelerden bazıları ise şu şekildedir:

  • Birçok lüks moda markasının kalbi olan Fransa’da, markaların satılamayan ürünleri yakmaları çıkarılan yasa ile yasaklanmıştır. 130 maddeden oluşan Yasa Ulusal Meclis’ten geçerek kabul edilmiştir. Şirketler bu düzenleme yapılana dek markalarının imajlarını korumak adına satılmayan ürünleri yakmayı ya da çöplüklerde yok etmeyi tercih etmekteydi. Bu konuda Fransız Bakan Brune Poirson’ın öncülüğünde düzenlemeler yapılmış ve satılmayan ürünlerin yakılarak yok edilmesi şeklindeki ekolojik açıdan oldukça zararlı olan metodun uygulanmasının önüne geçilmiştir. Döngüsel ekonomi politikası dahilindeki bu gelişme hakkında Poirson şirketlerin bu konuda etiketleri sökmek, ürünleri yok etmek yerine materyal olarak şirket içinde veya geri dönüşüm zincirleri dahilinde yeniden kullanmak gibi başkaca çözümler bulmaları gerektiğini belirtmektedir. Aynı düzenlemede “kirleten öder” maddesine de yer verilmekte, bu madde ile şirketlerin sebep oldukları atığın yok edilmesinden finansal olarak kendilerinin sorumlu olacağı belirtilmektedir. Yine düzenleme ile şirketlerin satılmayan ürünlerin geri dönüştürülmesi ya da tekrar kullanılması için yeterince çaba sarf etmeden ürünleri yok etmesi durumunda cezai yaptırımla da karşılaşabilecekleri düzenlenmektedir. 
  • 2019’da Fransız hükümeti öncülüğünde içinde Burberry, Chanel, Kering, Galeries Lafayette, Hermes, Inditex, Stella McCartney’nin de bulunduğu moda sektörünün çeşitli alanlarından temsilciler bir araya gelerek bir moda paktı imzalamıştır. “The Fashion Pact”, küresel ısınmanın 1.5 derece altında tutulmasını ve 2050’ye dek sıfır sera gazı emisyonu hedefine ulaşılmasını, doğal ekosistemlerin, biyoçeşitliliğin ve okyanusların korunmasını amaçlamaktadır. Günümüzde Pakt’ın üye sayısı 60’ı aşmış durumdadır.
  • 1994’te German Consumer Goods Ordinance tarafından yapılan düzenleme de ekolojik anlamda iyileştirmeler içeren düzenlemelerden biri. Düzenleme ile bazı azo boyarmaddeler yasaklanmış ve bu düzenlemenin uluslararası etkileri de olmuştur.
  • Avrupa Komisyonu’nun 2002/61/EC Direktifi ile kanserojen olduğu belirlenen 22 azo boyarmaddenin tekstil ve deri ürünlerinde kullanımı ve bu maddeler ile boyanmış tekstil ve deri ürünlerinin pazarlanması yasaklanmıştır. 
  • Avrupa Birliği tarafından “Avrupa Giyim Hareket Planı” isimli bir girişim başlatılmıştır. 90,000 ton tekstil ürününün 2019’dan itibaren yakılmaktan ve çöplüklere atılmaktan kurtarılması, tekstil sektörünün karbon, su ve atık ayak izinin azaltılmasının hedeflendiği Plan, 31/12/2019’da tamamlanmıştır.  Proje sonucunda tedarikçilerin sürdürülebilir lifler kullanarak sattıkları ürünlerin çevresel ayak izlerini azalttıkları gözlenmiştir.
  • Mart 2020’de Avrupa Komisyonu tarafından daha sürdürülebilir bir Avrupa için “Döngüsel Ekonomi Eylem Planı” kabul edilmiştir. Plan, 2015’te kabul edilen ilk Döngüsel Ekonomi Eylem Planı’na göre daha geniş kapsamlıdır ve sürdürülebilirliği teşvik eden sayıda düzenleme içermektedir. Plan’ın metninde tekstil sektörü ile ilgili açıklamalara yer verilmekte ve dünya çapındaki tekstil ürünlerinin yalnızca %1’inden azının geri dönüşüm yolu ile yeni tekstil ürünlerine dönüştürüldüğü belirtilmektedir.
  • Avrupa Komisyonu tarafından kabul edilen Döngüsel Ekonomi Eylem Planı dahilinde tekstil değer zinciri hakkında Komisyon’un kapsamlı bir strateji belirleyeceği, böylece sektöre hakim olan lineer al-yap-harca anlayışının yerine döngüsel bir anlayışın getirileceği belirtilmişti. Bu bağlamda 60’tan fazla çeşitli sivil toplum kuruluşu sürdürülebilir tekstil, giysi, deri ve ayakkabı sektörleri düşüncesiyle bir araya gelerek ortak bir teklif sundular. Tekstil Stratejisi’nin 2021’de uygulanmaya başlanması beklenmektedir. Strateji, Avrupa Birliği pazarında hızlı modanın etkilerini vurgulamayı, sürdürülebilir ve döngüsel tekstil anlayışını teşvik etmeyi hedeflemektedir. Bunun da ikincil hammaddelerin kullanımı, yeniden kullanım hizmetlerine ve sürdürebilir tekstil ürünlerine erişimin kolaylaşması gibi bazı eko-tasarım düzenlemeleri ile hayata geçirileceği Plan’da açıklanmaktadır. 

Ülkemizde Sürdürülebilirlik

Türkiye, çevre hukuku anlamında uluslararası birçok sözleşmeye ve anlaşmaya taraf. Bunlardan başlıcaları: Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi (1985); Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü (1987); Tehlikeli Atıkların Sınırlarötesi Taşınımının ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi (1992); Rio Konferansı (1992); BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (1994); Kalıcı Organik Kirleticilere İlişkin Stockholm Sözleşmesi (2004); Akdeniz’in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi (2004); BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolü (2005); Paris İklim Anlaşması (2016)’dır. Anayasamızın 90. maddesine göre “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir”.  Yani uluslararası antlaşmalar iç hukukumuzda doğrudan etkili olacaktır. 

Uluslararası antlaşmalar ve sözleşmelerin yanı sıra ülkemiz iç hukukunda da çevre ile ilgili düzenlemelere yer verilmektedir. 2015 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Atık Yönetimi Yönetmeliğini kabul etmiştir. Avrupa Birliği’nin 2008/98/EC sayılı Atık Çerçeve Direktifi ile uyumlu olan Yönetmelik deri, kürk ve tekstil ürünleri ile ilgili atıkları da kapsama almakta ve atık miktarının azaltılmasını, geri dönüşüm ve yeniden kullanımın artırılmasını, atık yönetiminin çevreye en az zarar verecek şekilde yönetilmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Yakın tarihli bir gelişme 2019’da yaşanmış, 12 Temmuz 2019 tarihli ve 30829 sayılı Resmî Gazete’de sıfır atık yönetim sisteminin kurulmasına ilişkin düzenlemeler içeren Sıfır Atık Yönetmeliği yayımlanmıştır. Yönetmeliğin amacı sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde atık yönetiminin yapılması, sıfır atık yönetim sisteminin kurulması ve geliştirilmesi olarak özetlenebilir. Yönetmelik gereği adı geçen kişi ve kuruluşlar atık oluşumunun önlenmesi esasına uygun hareket etmeli, önlenmesi mümkün değilse atıkların azaltılmasına çalışmalıdır. Aynı zamanda Yönetmeliğe göre kişi ve kuruluşlar ürün ve malzemelerin yeniden kullanım olanaklarını değerlendirmelidir. Yönetmelikte hangi kişi, kurum ve kuruluşların hangi tarihlere kadar sıfır atık sistemine geçmeleri gerektiği de açıklanmıştır. 

Çevre ve sürdürülebilirlik konusundaki genel gelişmelerin yanı sıra Türkiye’de sürdürülebilir moda özelinde de farkındalık son yıllarda gözle görülür şekilde artmış durumda. Özellikle yerel moda markalarının kullandıkları kumaşlarda, oluşturdukları marka imajlarında ve verdikleri mesajlarda bu etkileri görmek mümkün. Bu konuda yapılan yayınlar ve çıkarılan kitaplar da toplum nezdinde sürdürülebilir moda anlayışının gelişmesine yardımcı oluyor. 

Sonuç

Hızlı modanın çevresel etkilerinin azaltılması ve sürdürülebilir moda anlayışının benimsenmesi birçok farklı etkene bağlıdır. Bu konuda moda sektörünün farklı bölümlerinde yer alan öznelerin her birine farklı görevler düşmektedir. Sürdürülebilirlik alanında adından sıklıkla söz ettiren ünlü tasarımcı Vivienne Westwood’un sözleri belki de tüketici rolünün payına düşenin ne olduğunu basitçe ortaya koymaktadır: “Buy less, choose well, make it last”. Her ne kadar tüketiciler üreticileri şeffaflığa teşvik edebilir, alışkanlıklarını değiştirebilir ve sürdürülebilir tercihler yapabilir ise de sorumluluğu tüketiciye yıkarak kalıcı sonuçlar alınması mümkün görünmemektedir. Asıl görev, üretim sürecine etkisi ve katkısı yüksek olan diğer öznelere düşmektedir. Bu durumda moda şirketlerinin sürdürülebilir üretim yöntemleri benimsemeleri, atıkların hammadde olarak yeniden kullanımına önem vermeleri, geri dönüşüm ile ileri dönüşüm kavramlarını içselleştirmeleri ve böylece yaratım ve üretim sürecinde sürdürülebilirliği sağlamaları kadar, hukuki düzenlemeler ile uyumlu faaliyet göstermeleri de önem taşımaktadır.

Diğer alanlara kıyasla, doğrudan moda alanı özelinde yapılmış hukuki düzenlemelere sıklıkla rastlayamamaktayız. Ancak günümüzde moda ile hukukun yolları sıklıkla kesişmektedir. Konu üzerine ne kadar çok konuşulsa da sürdürülebilir bir moda sektörünün var olabilmesi ve bu anlayışın tüketiciler nezdinde kalıcı olabilmesi adına hukuk alanında da sistemli değişikliklerin yapılması şart görünmektedir. Moda sektörünün kendi kendini düzenleyemediği, birçok parametrenin modanın kendisine belli standartlar koymasını engellediği durumlarda efektif hukuki düzenlemelerin yapılması hayati önem arz etmektedir. Bu bağlamda günümüzde sürdürülebilir modanın uluslararası çevre hukukuna ve devletlerin iç hukukuna olan yansımaları da gözle görülür biçimde artıyor. Yapılan uluslararası ve ulusal boyuttaki hukuki düzenlemeler moda sektörünün ekolojik etkilerinin en aza indirilmesi, gelecek için koyulan ekolojik hedeflerin sağlanması anlamında umut veriyor. Sürdürülebilir moda hareketi ekonomik, sosyal ve çevresel birçok iyileştirme sağlamasının yanı sıra hızlı moda gibi modayı tek tipleştiren, modanın kreatif ruhuna zarar veren anlayışları dönüştürerek moda ve dünyamız için daha aydınlık bir gelecek vadediyor. 

Av. Aslı Bulut

Av. Aslı Bulut

Founding Partner at Bulut&Dedebaş Law and Consultancy

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn

İçeriği beğendiniz mi?

tr_TRTR

Moda

Hukuku

Eğitimleri

Başlıyor.

Share on facebook
Share on google
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp

Sign up for our Newsletter

iPhone

Lorem ipsum dolor sit amet

MacBook

Sed do eiusmod tempor incididunt

iPad

Tempor incididunt ut labore et dolore