Satanizm, Müzik ve Moda Hukuku - I LAW FASHION
Yukarı
a

I LAW FASHION

Satanizm, Müzik ve Moda Hukuku

Satanizm, şeytanı veya şeytan simgesini yücelten ve bazı mezheplerinde şeytana tapmayı emreden öğretidir. Geçtiğimiz günlerde satanizmi, müziği ve moda hukukunu bir araya getiren bir olay yaşandı. Bilindiği üzere, genç rapçi Lil Nas X, Montero (Call Me By Your Name) şarkısı için yayınladığı müzik klibindeki şeytan karakteri ve satanizm öğeleri için çokça eleştiri almıştı. Bunun üzerine Lil Nas X, MSCHF isimli giyim firmasıyla iş birliği yaparak şarkının ve klibin şerefine 666 adet ‘’Satan’’ isimli ayakkabıyı satışa çıkarmasıyla süreç hukuki bir mücadeleye dönüşmüş oldu.

Söz konusu ayakkabıların tasarımında, Nike’ın Air Max 97 modelinden esinlenilmiş. Ayrıca bronz bir pentagram ve ters haç gibi detaylar da bulunmakta. Ayakkabının en dikkat çekici noktası ise ayakkabılarının tabanına kırmızı mürekkep ve bir damla insan kanının eklenmesi oldu. Ayakkabıların satış fiyatı 1018 dolar olarak belirlenmiş ve üzerlerinde yazan ‘Luke 10:18’ ifadesi de şeytana gönderme yapmakta: İncil’de Luke 10:18 pasajında “Şeytanının yıldırım gibi gökten düştüğünü gördüm” ifadesi yer almakta. Bu ayakkabıların satışa konulmalarından itibaren bir dakikadan kısa sürede tükenmeleri üzerine dava süreci de böylelikle hız kazanmış oldu.

Nike bu sürecin hemen akabinde projeyle hiçbir alakası olmadığını belirtip MSCHF şirketi aleyhine, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet hükümleri çerçevesinde, New York Federal Mahkemesi’nde dava açtı. Nike’ın dava sürecinde kendi iddialarına dayanak gösterdiği belirli bazı noktalar var. Bunlardan ilki, 1964 yılında kurulan Nike markasının “swoosh” logosunun dünya üzerinde insanlar tarafından en çok bilinen logolardan birisi olmasına yönelik. MSCHF şirketinin söz konusu ayakkabısı, Air Max 97 modelinin bir taklidi olmakla birlikte MSCHF, Nike markasının logosunu da herhangi bir izni olmaksızın kullanmıştır. ​​Dolayısıyla piyasaya sürülen ayakkabılar, tasarımları ve üzerlerindeki logo nedeniyle tüketici nezdinde karıştırılma tehlikesine sebep olmuştur. Nike yetkilileri bu iddialarını, tüketicilerin söz konusu insan kanı içeren ayakkabılar dolayısıyla Nike’ı boykot etmekle tehdit ettiğini belirterek kanıtlamaya çalıştı. Bununla birlikte Nike, kendi ayakkabı tabanlarının insan sağlığına yararlı olan yapısının bu ayakkabıda kullanılmadığını ve insan sağlığına zararlı olabilecek bir ayakkabı dolayısıyla Nike markasının da zarar görebileceğini dile getirdi. Marka hakkına tecavüz iddialarının yanı sıra haksız rekabet iddialarında da bulunan Nike’ın avukatları; MSCHF şirketinin, söz konusu ayakkabılarında, Nike markasının logosunu kullanarak markanın itibarından ve tanınırlığından, haksız bir şekilde ve kötü niyetle yararlanma yoluna gittiğini belirtmiştir. Söz konusu iddialarla birlikte Nike’ın avukatları mahkemeden, MSCHF’nin söz konusu ayakkabıları üretme ve satma yetkisinin ivedilikle durdurulmasını sonrasında da üretilen bütün ürünlerin ve üretim sürecinde kullanılan bütün ekipmanların imha edilmek üzere kendilerine iadesini talep etti.

MSCHF avukatları ise ürettikleri 666 çift ayakkabının “tipik birer spor ayakkabı değil, bireylere özel sayılı üretilen sanat eserleri” olduğunu söyledi, bununla birlikte kendi ürünlerinin tasarımlarındaki birçok farklılığa da dikkat çekmeye çalıştı. Bunun yanında, Lil Nas X ise hiç korkmamış gibi görünüyor, söz konusu olaya sadece sosyal medya üzerinden, meme yaparak cevap veriyor. Anlayacağınız Lil Nas X’in herhangi bir geri adım atma niyeti görünmemekte.  Bu süreci de kendisine yöneltilen homofobik düşüncelerin ve önyargıların bir sonucu olarak değerlendiriyor olsa gerek. Bu tip düşünceleri ciddiye bile almadığını her fırsatta dile getiriyor.

Söz konusu olay hukuki bir mücadelenin de ötesine taşınıp politik bir sürece doğru evrilmekte. Buna bir örnek vermek gerekirse, ayakkabıyı satın alanlardan biri şu ifadeleri kullanmış: “Ayakkabıları özellikle giymek için değil, politik bir mesaj olarak satın aldım; çoğunluğu Hristiyan olan ve siyahlara yönelik birçok sorunla uğraşan bir ülkede farklı bir hikayesi olan siyah ve eşcinsel bir adamı desteklemek istedim.” Dava sürecinde, bu ve buna benzer destek mesajları da gelmekte zira, 26 martta yayınladığı video ve yeni şarkısı Montero (Call Me By Your Name) de müzisyenin kendi kimliğini açıkça sergilemeyi tercih ettiği bir eser. Bastırdığımız ve yaşamaktan korktuğumuz tarafımızı benimsemek üzerine olan şarkı ve klip; eşcinsellere, muhafazakârlar tarafından dayatılanlara da meydan okuyor.

Tüm bu süreç, tasarım hukuku ve marka hukuku prensipleriyle de birlikte değerlendirilmelidir. Zira bu dava, tasarım üzerinde yapılan birkaç değişikliğin, marka hakkına tecavüzden kurtulmak için yeterli olmadığını açıkça gösteren bir örnektir. Halk arasında bilenen “7 fark varsa ihlal yoktur” şeklindeki ifadeler, hukuk dünyasında yok hükmündedir. Tasarımda olay algıdır; korunan görüntüdür. Tüketici nezdinde farklılık yaratmıyorsa o şey farklı, özgün bir tasarım olmamış demektir; yani ayırt edicilik kazanamaz.

Bahsettiğim davaya konu eylemlerin, hukuka aykırı olduğu, marka hakkına tecavüz ve aynı zamanda da haksız rekabet sonuçlarını doğuracağı görüşündeyim. Dava süreci henüz sonuçlanmadı, oldukça ilgi çekici bu hukuki mücadeleyi takip edip sonucu hep birlikte göreceğiz.

Söz konusu davanın işleyişine dair daha ayrıntılı bilgilere erişmek için: https://www.thefashionlaw.com/nike-inc-v-mschf-product-studio-inc-complaint/

Nejat Güvensoy

Nejat Güvensoy

Co-Founder of I Law Fashion Online Magazine

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn

İçeriği beğendiniz mi?

tr_TRTR

Moda

Hukuku

Eğitimleri

Başlıyor.

Share on facebook
Share on google
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp

Sign up for our Newsletter

iPhone

Lorem ipsum dolor sit amet

MacBook

Sed do eiusmod tempor incididunt

iPad

Tempor incididunt ut labore et dolore