Ralph’tan Önce, Ralph’tan Sonra - I LAW FASHION
Yukarı
a

I LAW FASHION

Ralph’tan Önce, Ralph’tan Sonra

Uzun bir aranın ardından, yeni döneme “Kozmetik ve Moda Sektöründe Hayvanlar” konseptimizle başlıyoruz!

Mayıs ayı boyunca yaptığımız paylaşımları hatırlıyor musunuz? I Law Fashion ekibi olarak kozmetik sektörünün, hayvanlar üzerinde deney yapmasına ve moda sektörünün, hayvanların derilerini ve kürklerini kullanmasına karşı duruşumuzu ortaya koyduğumuz; bir yandan da hayvanların bizim lüks zevklerimiz için çektiği ızdırap konusunda farkındalık yaratmaya çalıştığımız haber yazılarımıza ve Instagram hikayelerimize, ekim ayı paylaşımlarımızı takip etmeye başlamadan önce, tekrar göz atmanızı öneriyorum!

Bu ayki konseptimizle bağlantılı geçmiş içeriklerimize kolayca ulaşabilirsiniz:

Peki ya Save Ralph kısa filmini hatırlıyor musunuz? Pek çoğumuzun içini acıtan, çok sevimli bir tavşancığın denek olarak sürdürdüğü hayatını anlattığı bu kısa film ile tercihlerimizde radikal değişikliklere gitmemizin yanında, bu konuda farkındalık yaratmak için küçük de olsa çalışmalar yapmaya karar verdik. Bu haber yazımda da sizlere; hayvanların denek olarak kullanılmasının ne anlama geldiğinden, kısaca tarihinden, bu deneylerin sözde artılarından ve gerçek eksilerinden, deneylere alternatif seçeneklerden ve son olarak da en son gelişmelerin birkaçından ve bunları nerelerden takip edebileceğinizden bahsedeceğim. Gelin, Ralph’ten önce ve Ralph’ten sonraya hep birlikte bakalım!

Hayvanlar Üzerinde Deney Yapmak

İlk örneklerine, MÖ 2. ve 4. yüzyıllarda, Yunanlıların yazılarında rastlandığı söylenen hayvan deneyleri; hayvanların acı çekmesine sebep olması kuvvetle muhtemel deneyler, bilimsel araştırmalar ve testlerdir. Hayvanlar üzerinde deney yapmak; hayvanlara zorla bir şeyler yedirmek veya enjekte etmek, hayvanların organları veya dokuları üzerinde kimyasal malzemeleri test etmek, onlara zehirli gazlar solutmak ve bütün bunları, onları küçücük kafeslere sıkıştırıp korkuyla ölümü bekleterek gerçekleştirmektir. Bu tür deneyleri ilk yapanlardan biri olan Aristo’dan bugüne, hayvanlar üzerinde sayısız deney yapılmıştır: Louis Pasteur, Robert Koch ve Ivan Pavlov; 1800’lerin sonunda hayvanlar üzerinde deney yapıp bilim dünyasına katkıda bulunmuş isimlerden sadece üçüdür. Koyun Dolly’nin klonlanması da 1990’ların sonuna damgasını vurmuş bir başka deneydir.

Hayvanların denek olarak kullanılması, Antik Yunan’dan beri uygulanan bir yöntem olduğundan bu yöntem hakkındaki tartışmalar da aslında çok erken olarak nitelendirilebilecek çağlarda başlamıştır. Galen’in tıbbi görüşlerinin son büyük savunucularından biri olan Edmund O’Meara 1655 yılında, hayvanların bu deneyler sırasında acı çekiyor oldukları ve psikolojileri kötü etkilendiği için deney sonuçlarının güvenilir olmayabileceğine dikkat çekti. Sonuçların güvenilir olmayacağı yönündeki endişelerle hayvan deneylerine karşı çıkan bir başka görüş de insanlar hayvanlardan üstün ve çok daha farklı olduğu için, hayvan deneklerden elde edilen sonuçların insanlar üzerinde uygulanabilir olmayacağı yönündeydi. Deney sonuçlarına odaklanmış karşıt görüşlerin yanı sıra bu deneylere etik sebeplerle karşı çıkan bir kesim de mevcuttu ve sadece insanlara fayda sağlanması amacının, hayvanlara çektirilen acıyı haklı çıkaramayacağı yönünde argümanlar ortaya atıyorlardı. Ancak zamanla hayvan deneklerin etkili sonuçlar verdiğini ve bilimin ilerlemesi için gerekli olduğunu savunan görüşler de güç kazandı: Claude Bernard, 1865 yılında bir yazısında hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin, hayvanlar ve insanlar üzerinde aynı sonuçları olduğunu, yalnızca etkilerinin derecelerinin farklı olabileceğini belirtti. Bu iki görüşten, ikincisi daha çok destekçi bulmuş olsa gerek ki hayvanlar üzerinde yapılan deneyler; etik değerlere verilen önemin, farkındalığın ve alternatiflerin inanılmaz ölçüde arttığı bugünlerde bile devam ediyor.

Denek Olarak Kullanılan Hayvanların Sayısı

United States Department of Agriculture (USDA) Animal and Plant Health Inspection Service (APHIS) tarafından 30 Nisan 2021’de yayınlanan ve 2019 yılına ait olan bir rapora göre Amerika eyaletlerinde yapılan deneylerde kullanılan hayvanlar; kediler, köpekler, Gine domuzları, hamsterlar, insan olmayan primatlar, domuzlar, tavşanlar ve koyunlar olarak sayılmıştır. Bir yılda toplam 797.546 adet hayvanın, ABD eyaletlerinde denek olarak kullanıldığına değinen rapor; bu sayının içine Animal Welfare Act (Hayvan Refahı Yasası) tarafından koruma altına alınmamış hayvanların (sürüngenlerin, pek çok balık türünün, kuşların ve özel olarak araştırmalar için üretilip yetiştirilen farelerin) dahil olmadığının da altını çizmiştir. Söz konusu yasa tarafından korunmayan hayvanların da denek olarak kullanıldığı hesaba katıldığında bu sayı, inanılmaz derecede artıyor ve yalnızca ABD’de bir yılda denek olarak kullanılan hayvanların sayısının 100 milyondan fazla olduğu ortaya çıkıyor. PETA’nın dayandığı verilere baktığımızda da Kanada’da ve Birleşik Krallık’ta 2018 yılında sırasıyla 3,9 milyon ve 3,52 milyon hayvanın denek olarak kullanıldığını görüyoruz. Bahsettiğim bu üç ülkede bile durum buyken yakın zamana kadar hayvanlar üzerinde test edilmemiş hiçbir kozmetik ürünü, pazarına kabul etmeyen Çin’deki sayıların, dudak uçuklatacak seviyede olacağı kulağa hiç de şaşırtıcı gelmeyecektir.

Hayvanlar Üzerinde Deney Yapılmasının Artıları (!) ve Eksileri

Britannica’nın yaptığı bir “Pro & Con Arguments” tablosunda hayvanlar üzerinde deney yapılmasını haklı gösterdiği iddia edilen sebepler ve bu deneylerin yasaklanmasıyla alternatiflere başvurulması gerektiğini savunan sebepler sıralanmıştır. Bunlardan çarpıcı olduğunu düşündüğüm bazılarını sizinle paylaşmak istiyorum:

  • Her şeyden önce; pandemiyle birlikte gündemimizdeki etkisini fazlasıyla arttırmış olan aşıların, bize uygulanmasından önce geçmeleri gereken deney aşamalarında kimlerin veya nelerin denek olacağı konusundaki tartışmaya değinmek istiyorum: Hayvan deneklerin, aşıların güvenilir olduğundan emin olmak için kaçınılmaz olduğunu ileri süren görüşün aksine; bilim insanlarının, aşıları gönüllü insanlar üzerinde test etme imkanlarının olduğunu savunan ve çok daha makul olan bir görüş vardır.
  • Bu tartışmayı besleyen bir başka zıtlaşma da hayvanların pek çok açıdan insanlara benzer olup olmadığı konusunda ortaya çıkıyor. Bütün memelilerin, ortak bir atadan gelmesi sebebiyle sistemlerinin aynı organlardan oluşması ve özellikle şempanzelerle farelerin DNA’larının sırasıyla %99 ve %98 oranında insanların DNA’sıyla benzerlik göstermesi, bir görüşe göre hayvanları çok uygun denekler haline getiriyor. Bu görüşün karşısındaysa Johns Hopkins Üniversitesi profesörlerinden Thomas Hartung’un “biz 70 kiloluk fareler değiliz” ifadesi ile hayvanlar ve insanlar arasında anatomik, metabolik ve hücresel farklılıklar olduğunu savunan diğer görüş duruyor.

  • Hayvanlar üzerinde deney yapılıyor oluşunu, gözümüzde daha az korkutucu hale getirmeye çalışan bir başka görüş, hayvanlar üzerinde bilimsel çalışmalar yapılırken hayvanların kötü muamelelere maruz kalmaması için pek çok yasanın olduğunu ve deneylerin bu yasalara uygun olarak yapıldığını belirtiyor. Ancak yukarıda, hayvan deneklere ilişkin bir yıllık verileri paylaşırken de belirttiğim gibi deneylerde kullanılan hayvanların çok büyük bir kısmı, bu yasaların kapsamına dahil edilmiyor; yani korunan hayvanlar -hem de yalnızca ABD’de- denek hayvanlarının sadece %5’lik bir kısmını oluşturuyor.

Özellikle, yapısal farklılıklarımız dolayısıyla hayvanlar üzerinde yapılan deneylerden elde edilen sonuçların yanıltıcı olabileceği gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda daha doğru sonuçlar elde edebilmek için hayvan deneklere alternatiflerin bulunması gerektiği fikri aklınıza geliyor olmalı. Peki bunlar neler olabilir?

  • In Vitro Testi

Araştırmacıların yarattığı “çipler üzerinde organlar”, insan organlarının yapısını taklit ediyor. Bu çipler sayesinde hayvanlar üzerinde yapılan hastalık, ilaç ve malzemelerin zehirlilik testlerinde elde edilen sonuçlardan çok daha güvenilir sonuçlar alınabiliyor. Bazı şirketler, çoktan bu çipleri ürün haline getirip bilim insanlarının hayvanlar yerine tercih edebilecekleri bir seçenek olarak onlara sundu.

  • Bilgisayar (Silico) Modellemesi

Araştırmacıların geliştirdiği çeşitli bilgisayar temelli modeller; yeni bir maddenin, mevcut maddelere olan benzerliğine ve insan biyolojisi hakkındaki bilgisine dayanarak insanlar için tehlikeli olma riskini tahmin edebiliyor. Bu sayede yeni kimyasal maddeleri, hayvanlar üzerinde denemeye gerek kalmıyor.

  • Gönüllü İnsanlarla Araştırma

Mikro dozlama adlı bir uygulama sayesinde, insanlar üzerinde çok küçük ölçekli ve tek seferlik deneyler yapılabiliyor ve bu deneylerden elde edilen sonuçlar, yine insanlar üzerinde, büyük ölçekli denemeler yapılmadan öncesi için çok etkili sonuçlar ortaya çıkarabiliyor. Böylelikle hayvan deneklerin yerine gönüllü insanlar geçmiş oluyor.

  • Hasta İnsan Simülatörleri

Nefes alabilen, kanayan, konuşabilen ve hatta ölebilen, gerçekçi deri katmanları, kaburgaları ve organları olan bilgisayar tabanlı hasta insan simülatörlerinin; öğrencilere, fizyolojiyi ve farmakolojiyi (eczacılık bilimi) hayvanları kesip biçmekten daha iyi öğrettiği tespit edilmiş. Tıbbi müdahalelere ve enjeksiyonlara, uygun biyolojik tepkiyi verebilen bu sistem, kozmetik sektöründe de hayvan deneklere bir başka alternatif olarak karşımıza çıkıyor.

Ancak bütün bu alternatiflere rağmen Ralph’e kadar pek çok kozmetik markası hayvanlar üzerinde deney yapmaya, pek çok ülke de bu deneyleri zorunlu tutmaya devam ediyordu.

Ralph’ten Sonra Neler Değişti?

Benim için çok şey! Eminim Ralph için de!

6 Nisan 2021’de Ralph ile tanıştıktan sonra, kullandığım kozmetik ürünlerin markaları hakkında detaylı araştırmalar yapmaya başladım. Bazılarının doğrudan, bazılarınınsa dolaylı olarak hayvanlar üzerinde deney yapıyor olduğunu gördüm. Çin’in yasaları gereği Çin pazarına girmek isteyen kozmetik markaları; ürünlerini gümrükten geçirip raflara dizdirmeden önce, hayvanlar üzerinde denemek zorunda. Bu nedenle Çin pazarında da bulunmak isteyen markaları kullanmayı bıraktım. Ayrıca bazı markaların kendileri hayvanlar üzerinde deney yapmıyor olsalar bile çatı şirketlerini oluşturan markalar bu deneyleri yaptığı için veya ürünlerinde kullandıkları malzemeler (kendileri tarafından veya satın aldıkları başka üreticiler tarafından), hayvanlar üzerinde test edildiği için dolaylı olarak hayvan denek kullanımına karşı çıkmamış olduklarını öğrendim. Bu markaları kullanmayı da bıraktım. Bahsettiğim uygulamaların hiçbirini yapmayan ve Leaping Bunny tarafından belirlenen diğer şartlara uyumlu olarak hareket eden (ve bu sayede ürünlerinde Leaping Bunny logosunu taşıyabilen) markaların arayışına girdim; en beğendiğim de The Body Shop oldu!

Bu arayışımda birkaç Instagram hesabından, internet sitesinden ve uygulamadan yardım aldım. Sizlerle bunları da paylaşmak istiyorum:

  • Cruelty-Free Kitty

Bu Instagram hesabında, hayvanlar üzerinde yapılan deneylere hiçbir aşamada katılmayan pek çok markanın listesi yer alıyor. Kendi ağır kriterlerine uygun olarak faaliyet gösteren markaları “cruelty-free” olarak tanımlıyor, aralarından bütçe dostu olanları da ayrıca belirterek bilgilendirici paylaşımlar yapıyor. Takipçilerini, güncel gelişmelerden de haberdar ediyor: Ülkelerin yasalarında yaptıkları değişiklikleri ve markaların politikalarında yaptıkları değişiklikleri paylaşıyor. Örneğin; 3 Eylül’de Meksika’nın kozmetik ürünlerin hayvanlar üzerinde denenmesini yasakladığını, 16 Eylül’de de Ariana Grande’nin cruelty-free ve vegan bir güzellik markası ile bu sektöre gireceğini paylaştı. Ayrıca bu Instagram hesabı, mail listesine kayıt yaptıran takipçilerine güncel bir liste göndererek sürekli olarak onlarla, hayvan deneylerine her anlamda karşı çıkan markaların hangileri olduğunu paylaşıyor.

  • Leaping Bunny Program

1996 yılından beri, tüketiciler ile cruelty-free markaları birleştirmek için çalışan Leaping Bunny; her sene, üretim sürecinin bütün aşamalarında hayvanlar üzerinde deney yapmaya son vereceği konusunda yemin eden (ve bu yemini gerçekten uyguladığı Leaping Bunny tarafından tespit edilen) markaların ürünlerini, logosunu basarak onaylıyor. Bu internet sitesinde de hayvanlar üzerinde deney yapmayan markaların listesini bulabilir, mail listesine katılıp en yeni gelişmeler hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

  • Humane Society International

Humane Society International; sunumunu yaptığı Save Ralph kısa filmi ile kozmetik sektöründe hayvanların denek olarak kullanılması konusunda farkındalık yaratma girişimine ek olarak hayvanların, her tür kötü muameleye maruz kalmalarına, acı çekmelerine, doğal ortamlarından koparılmalarına engel olmak adına kampanyalar yürütüyor, bilinçli bir dünya yaratmayı amaçlıyor.

  • PETA (People for the Ethical Treatment of Animals)

PETA da hayvanlar üzerinde deney yapılmasının yanında moda markalarının üretimlerinde hayvanların derilerini ve kürklerini kullanmalarına, hayvanların sirklere ve hayvanat bahçelerine hapsedilmelerine karşı çıkıyor, hatta vegan yaşamı teşvik ediyor.

  • Bunny Free

Bu uygulamayı telefonunuza kolaylıkla indirebilir ve merak ettiğiniz kozmetik markasının crulety-free olup olmadığını saniyeler içinde öğrenebilirsiniz!

  • Etik Seçimler

Duygu Gönül’ün açtığı bu internet sitesi, markaları; hayvan deneyi yapan ve hayvan deneyi yapıp yapmadığı belirsiz olan markalar olmak üzere iki ana kategori altında topluyor ve bu markalara alternatif olarak cruelty-free ve vegan ürünlere de yer veriyor. Türkiye’de de hayvan deneylerine karşı sessiz kalınmadığını gösteren bu site, “Sık Sorulan Sorular” bölümünde; yukarıda bahsettiğim diğer pek çok kuruluşun kriterlerini, bazen birinin hazırladığı listenin diğerinin hazırladığı listeyle örtüşmemesinin sebeplerini, hayvan deneylerine karşı çıkan kişilerin bu görüşlerini pratiğe nasıl dökebileceklerini, vegan ürün ile cruelty-free ürün arasındaki farkı ve daha pek çok konuyu bizim için açıklıyor.

Sonuç olarak; Ralph’ten sonra, bizlere yol gösterici pek çok platform ortaya çıktı, zaten mevcut olanların da tanınırlığı arttı. Hayvanlar üzerinde deney yapma uygulamasından vazgeçilmesi için yüzyıllardır verilen mücadelelerden en etkilisi, en çok ses getireni hiç şüphesiz Ralph’ın bizlere kendi yaşamını anlatması oldu. Sempatik ifadeleriyle kalbimizi kazanan Ralph’ın çektiği acılara şahit olmak, onu kurtarmak için bir şeyler yapmaya başlamamız gerektiği gerçeğini gözümüzün önüne serdi. Hepimiz bireysel ölçekte, kozmetik ürün tercihlerimizde değişiklik yaparak tepkimizi gösterdiğimizde ve küresel ölçekte, uluslararası kampanyalara destek verdiğimizde; Çin’in hayvan deneylerini zorunlu kılan yasalarının yumuşaması, Meksika’nın bu deneyleri tamamen yasaklaması, Avrupa Birliği Parlamento’sunun bu deneyleri sona erdirecek bir plana olumlu oy vermesi gibi yüzümüzü gülümseten gelişmelere tanık olabiliyoruz ve motivasyonumuz, çok daha fazlasını başarabileceğimize olan inancımız artıyor.

Hayvanlar üzerinde deney yapılması konusunu araştırarak, tarihi ve güncel verileri hakkında bilgi sahibi olarak, alternatiflerini öğrenerek ve dünyadaki gelişmeleri takip ederek bu konudaki farkındalığımızı iyice arttırabilir, sesimizi duyurabiliriz, hayvanlara daha iyi davranabileceğimiz bir dünya yaratabiliriz.

PETA’nın da dediği gibi tarihi değiştiremeyiz ama daha iyi bir gelecek yaratmaya yardımcı olabiliriz!

Ralph’a, şu konuda haksız olduğunu gösterebiliriz: “Günün sonunda bunu insanlar için yapıyorsak sorun yok, değil mi? Onlar biz hayvanlardan çok daha üstünler, uzaya bile gittiler. … Bu çok iyi!

Söğüt Atilla

Söğüt Atilla

Editor at I Law Fashion Online Magazine

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn

İçeriği beğendiniz mi?

tr_TRTR

Moda

Hukuku

Eğitimleri

Başlıyor.

Share on facebook
Share on google
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp

Sign up for our Newsletter

iPhone

Lorem ipsum dolor sit amet

MacBook

Sed do eiusmod tempor incididunt

iPad

Tempor incididunt ut labore et dolore