Ralph’ı Kurtarmaya Değmez Mi? - I LAW FASHION
Yukarı
a

I LAW FASHION

Ralph’ı Kurtarmaya Değmez Mi?

Neden bazı moda markalarını tercih ederken bazılarının adını bile bilmiyoruz? Spor giyinmeyi sevenlerimiz veya moda sektörüne sınırlı bir bütçe ayıranlarımız, lüks moda markalarıyla ilgilenmiyor; yüksek kalitede ürün kullanma konusunda hassas olanlarımız, belirli bir standardın altında üretim yapan markaları görünce kafasını çeviriyor; bazen, dünya çapında veya büyük kitlelerce bilinen dünya markalarına ve tanınmış markalara -belki de farkında bile olmadan- bu prestijleri dolayısıyla güveniyoruz; bazı markaların sıcacık reklamları içimize işlerken bazı reklamları her yerde görmekten sıkılıyoruz ve bu duygularımız da markayı değerlendirirken önemli bir ölçüt olarak karşımıza çıkıveriyor; bazı markaların tasarımlarını hiç beğenmiyor, bazılarınınkindense kopamıyoruz. Uzun lafın kısası; bir moda markası bazen mantığımıza, bazen hislerimize bazen de her ikisine birden hitap ediyorsa bu marka bizim dikkatimizi çekiyor, hatta hayatımızdan çıkaramadığımız bir parçamız haline geliyor.

Tüketici nezdindeki bu kıstasların yanı sıra bir de biz moda hukuku ile ilgilenenlerin, bir markayı sevip sevmeme, ondan haberdar olup olmama sebeplerimize göz atalım. Moda hukuku davalarına konu olan markalar hakkında çok detaylı bilgi edinebiliyoruz. Markaların; stratejilerini anlayabiliyoruz, gerek kendi gerek başka markaların marka hakkına ve tasarımlarına duyduğu saygıyı bazen de başkalarının marka hakkına nasıl tecavüz etmiş olduğunu öğrenebiliyoruz, taklitçilik sorunuyla nasıl mücadele ettiğini görebiliyoruz. Edindiğimiz bu bilgiler ışığında da kendimizce “haklı” bulduğumuz markayı tercih edip bir anlamda desteğimizi göstermiş oluyoruz.

Buraya kadar saydıklarıma ek pek çok başka öznel değerlendirme kriterleriniz olabilir elbette. Peki, bunların arasında markanın, üretim sırasında hayvanlara zarar vermiyor olması gibi bir kriter de var mı? En sevdiğiniz markanın, çok beğendiğiniz yepyeni bir tasarımı; yeni bir çantası, ayakkabısı, cüzdanı, ceketi, hem de sadece bir gün için %50 indirimdeyken karşınıza çıktı. Mağazaya girdiniz veya online alışveriş sepetinize eklediniz. Ödeme yapmadan hemen önce, herhangi bir şekilde, almak üzere olduğunuz üründe kullanılan derinin gerçek deri olduğunu öğrendiniz. Sırf bu sebeple elinizdeki ürünü almaktan vazgeçer misiniz, vazgeçebilir misiniz?

Bloomberg Intelligence araştırmacılarından Deborah Aitken bir yazısında; LVMH markalarının, pandemi sonrası ekonomik anlamda iyileşme sürecine girmeyi başarmış ilk lüks moda markaları olduğunu belirtiyor. LVMH grubunun açıklamalarına göre de yeni mali yılın ilk çeyreğinde, gelirlerini %52 oranında arttırmayı başarmalarının altında, tüketicilerin özellikle deri ürünlerine gösterdiği yoğun ilgi yatıyor. Yukarıdaki soruma pek çok tüketicinin nasıl cevap verdiğini açıklamaya yetiyor bu veri.

Deri ürünlerine yönelik bu yoğun talep karşısında LVMH markalarının; “Ürünlerinizin Gerçek Deriden Yapıldığına Nasıl Emin Olabilirsiniz?”, “Elinizdeki Deri Çanta Taklit Mi Gerçek Mi?” gibi içerikleriyle karşılaşmamızı veya bir üründe kullanılan derinin gerçek olduğuna emin olup içimizi rahatlatmak ve huzur içinde alışverişimize devam etmemizi sağlamak için geliştirildiği söylenen yapay zeka sistemlerinin reklamlarını görmemizi yadırgamamak gerekir. Çünkü markalar, deri ürünlerine yönelik talebi, olabildiğince marka değerlerine yakışır şekilde karşılamak için uğraşıyorlar; markalarının itibarını korumaya çalışıyorlar. Bunun gibi yol gösterici içerikler ve hayat kolaylaştıran teknolojik gelişmeler sayesinde, markaların bizim için hazırladığı görsel şölenin parçası olan deriden çantaları, ceketleri huzurla satın alabiliyoruz.

Gerçek deri alıyor olma kaygımız bu kadar yoğunken; bir ürünü alıp almama konusunda karar vermemizi önemli ölçüde etkileyen bir unsurken bu, perde arkasında sebep olunan vahşete karşı sessiz kalıyoruz, katliamları görmezden geliyoruz. Veya belki de aklımıza bile gelmiyor.

Deri ürünler için alternatifler mevcutken hatta giderek artmaktayken neden onları araştırmak yerine “gerçek” deriye karşı takıntı geliştirmiş durumdayız? Neden çevre ve hayvan dostu seçeneklere yönelmek yerine acımasız yöntemlerle üretilmiş ürünleri dudak uçuklatan fiyatlara satın alıyoruz? Neden Hermès’in mantar türevi deri alternatifi ile üretilmiş “Victoria Bag” tasarımını tercih etmiyoruz? Neden 2012’den beri deri karşıtlığını ortaya koyan Bottega Veneta’nın, deriden yapılmayıp çevre dostu olan koleksiyonlarından parçalar tercih etmiyoruz? 2020 İlkbahar-Yaz koleksiyonunda geri dönüştürülmüş elma kabuklarının liflerinden yapılmış spor ayakkabılarını bizlere sunan Tommy Hilfiger’ın bu ürününden neden haberdar değiliz? Chanel’in, ananasların saplarındaki ve yapraklarındaki liflerle deri alternatifi oluşturmaya çalıştığı tasarımları neden dikkatimizi çekmiyor? (Prestige, Pameyla Cambe, 2021)

Cevap sanırım Ralph’ın dediği kadar basit: “Günün sonunda bunu insanlar için yapıyorsak sorun yok, değil mi? Onlar biz hayvanlardan çok daha üstünler, uzaya bile gittiler. … Bu çok iyi!”

Söğüt Atilla

Söğüt Atilla

Editor at I Law Fashion Online Magazine

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn

İçeriği beğendiniz mi?

tr_TRTR

Moda

Hukuku

Eğitimleri

Başlıyor.

Share on facebook
Share on google
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp

Sign up for our Newsletter

iPhone

Lorem ipsum dolor sit amet

MacBook

Sed do eiusmod tempor incididunt

iPad

Tempor incididunt ut labore et dolore