Kültürel El Koyma: İntihal mı İlham mı? - I LAW FASHION
Yukarı
a

I LAW FASHION

Kültürel El Koyma: İntihal mı İlham mı?

“İnsanlar sadece kültür aracılığıyla kendilerini ilkel bir durumdan çıkarıp

çevrelerindeki dünya hakkında düşünebilir ve ona müdahale edebilir.”

Jeffrey Alexander

Moda endüstrisi, özellikle son 20 yıldır, marketindeki insan çeşitliliğini göz ardı etmeyi bırakarak ayrımcılığa son vermek için uğraşıyor. Moda ürünlerinin sunulmasında ve reklamının yapılmasında çeşitliliğin sağlanması, en başta sosyal bir sorumluluk ve zorunluluk olarak algılansa da, artık günümüzde sahip olunması gereken bir değer haline geldi.

Markaların tüketiciye bakış açısında önemli bir faktör olan “çeşitliliğin sağlanması” ile; baskın bir kültüre ait özellikleri ana akım yapmak ve kıyasen daha küçük kültürel gruplara bunu dayatmak yerine, tüm insanların ırk, cinsiyet, yaş vb. mirasları ile birlikte tanınması kastediliyor. Ancak baskın olmayan diğer kültürleri tanırken ve tanıtırken insanlarına değer vermeyerek, çıkar sağlamak adına “trend” ve “havalı” olan özellikler seçildiği zaman “kültürel hırsızlık / el koyma” kavramı karşımıza çıkıyor. Etik ve telif hakları tartışmasıyla mahkemeye taşınan bu durum, markaların hukuki sorumluluğu ve tazminatla sonuçlanabiliyor.

Kültürel hırsızlık / El koyma: “Cultural Appropriation”

Susan Scafidi’nin Who Owns Culture? isimli kitabında, kültürel hırsızlık kavramı genel olarak ‘fikri mülkiyetin, kültürel ifadelerin veya eserlerin, tarihin ve bilgi yollarının alınması’ olarak tanımlanıyor. 10 yıl öncesine kadar nadiren duyulan bu terimin kullanımı günümüzde oldukça yaygın.

Kaynağını azınlıktaki bir insan topluluğunun geleneklerinden ve estetik değerlerinden alan bir fenomen; bir aksesuara, kıyafete, marka adı ve ikonuna vb. şeylere dönüştürüldüğü zaman, bu durumun bir çeşit hırsızlık olduğu ve fikri mülkiyet hukukunu ilgilendirdiği düşünülüyor. Hatta bazı durumlarda azınlık ve baskın olmayan insanlara karşı mikro-saldırganlık (microaggression) hareketlerine dönüşerek ırkçılığa da sebebiyet verilebiliyor.

Tartışmanın merkezinde yer alan sorulardan birkaçı ise şöyle;

  • Başka bir kültüre ait kıyafetleri giymek veya desenleri kıyafetlerde kullanmak kabul edilebilir midir?

Örneğin; Fransız tasarımcı Isabel Marant’ın Oaxaca topluluğuna ait geleneksel desenleri kıyafetlerinde kullanması nedeniyle yargılandığı eser hırsızlığı davası ve Karlie Kloss’un 2012 Victoria’s Secret defilesinde Kızılderili’lere ait aksesuarları taşıması nedeniyle kültürel hırsızlıkla eleştirilmesi sonucu kıyafetin yayından kaldırılması.

  • Başka bir kültüre ait bir saç kesimine sahip olmak kabul edilebilir midir?

Örneğin; Kim Kardashian’ın rasta örgüleri kullanması nedeniyle kültürel hırsızlıkla eleştirilmesi.

  • Sanatçıların başka bir kültüre ait görünüşleri müzik videolarında ve tanıtımlarında kullanması kabul edilebilir midir?

Örneğin; Ariana Grande’nin ‘Thank U, Next’ albümünde ve Katy Perry’nin 2013 Amerikan Müzik Ödülleri’ndeki ‘Unconditionally’ single’nın performansında Japon kültürünü ve Japonca karakterleri kullanmaları nedeniyle kültürel hırsızlıkla eleştirilmeleri.

Fikri mülkiyet hukuku kültürel değerlerin korunmasını kapsar mı?

Yerel halkların ve azınlıkların etnik ürünleri, özellikle son yıllarda trend olarak moda endüstrisine dahil oldular. Markaların geleneksel estetik değerleri bazen doğrudan bazen de geliştirip değiştirerek istedikleri forma ulaştırdıktan sonra dünya marketine pazarlamaları, ancak ürünlerin kaynağına gerekli krediyi vermemeleri ve kazancı paylaşmamaları ise eşitsizliğe sebep oldu ve hukuken korunması gereken bir durum ortaya çıkardı.

Fikri mülkiyet hukukunun konusunu fikir ve sanat eserleri üzerindeki fikri (düşünsel) haklar oluşturur. Bu haklardan biri olan telif hakkı; bir ürünün kullanılması ve yayılması ile ilgili hakların yasalarla belirli kişilere verilmesi anlamına gelir. Telif hakkı, doğal hukuk düşüncesine dayanır ve bu düşüncenin temelinde doğuştan kazanılan haklar vardır. Doğal hukukun kuralları evrensel ve ebedidir. Haklar ve yükümlülükler insanların arzu ve kararlarından bağımsız olarak mevcuttur. Türk hukukunda da, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunan eserler, yaratıldığı andan itibaren doğal bir koruma altındadır; eserin korunması için herhangi bir tescil işlemi gerekmez. Telif hakkı koruması; ürünün çoğaltılması, dağıtımı ve uyarlanmasının telif hakkı sahibinin tekelinde olduğu anlamına gelir.

Unsplash

Kanunlarda bahsedilen ve doğuştan telif hakkına sahip olduğu kabul edilerek korunan eserlerin üretim süreci açıktır ve somut olarak tespit edilebilir. Ancak kültürel ürünler, ait olduğu toplumun kolektif yaratıcılığı sonucu ortaya çıkmıştır ve toplum var oldukça süreci devam edecektir. Bu nedenle kaynağı tespit etmek oldukça güçtür. Bir toplumun gelişen ve gelişmekte olan kültürüne ait olduğu iddia edilen bir eserin, ortaya çıkış anını net bir şekilde tespit etmek mümkün değildir ve hırsızlıktan bahsedilebilmesi için öncelikle gerçek hak sahibinin belirlenebilir olması gerekir.

Fikri mülkiyet hukuku dışında ticari marka hukuku alanı ile de bazı durumlarda koruma sağlanabiliyor. Ticari marka hukukunda marka, işletmelerin ürünlerinin orijinalliğini ve kalitesini ifade etmek amacıyla kullanılıyor. Marka başvurusunda bulunulduğu zaman, başvuranın dışında bağımsız bir otorite tarafından başvuru incelenip karara bağlanılıyor. Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, söz konusu bağımsız otorite genellikle marka birliği ve patent enstitüleri gibi kurumlar oluyor. Örneğin İngiltere’de Stilton peyniri üretenlere, ürettikleri peynirlerde kullanmak üzere “Stilton” markasını tescil ettirme hakkı verilmiştir. Peynirin Stilton köyünde ya da oraya yakın bir yerde, geleneksel üretme tekniklerine uygun bir biçimde, geleneksel malzemeler kullanılarak üretilmesi gerekmektedir.

İntihal mı yoksa ilham mı?

2015 yılında, Oaxaca/Mexico’daki Santa María Tlahuitoltepec’in yerli Mixe topluluğu, ünlü Fransız tasarımcı Isabel Marant’ı eser hırsızlığı (plagiarism) ile suçladı. Topluluk, Marant’ın bluzlerinde kullandığı nakış işlemesinin, kolektif olarak sahip oldukları geleneksel tasarımın birebir kopyası olduğunu iddia etti. Tasarımcı, olayın patlak vermesinden sonra yaptığı açıklamalarında geleneksel desen üzerinde herhangi bir sahiplik hakkı iddia etmediğini, ancak Santa María Tlahuitoltepec köyünden esinlenildiğini ifade etti.

Kültürel estetikleri kopyalamak ve onlardan ilham alarak yeni bir ürün ortaya çıkarmak iki ayrı anlama geliyor. Tasarımcılar ve ünlüler bilinçli olarak azınlığın sosyal konumundan faydalanmak suretiyle kültür üzerinden çıkar sağlamaya çalıştığı zaman ırkçılık gündeme gelebiliyor. Ancak birçok ünlü şarkıcının müzik videolarında ve tanıtımlarında kullandıkları başka kültürlere ait ögeler sebebiyle eleştirildikten sonra yaptığı açıklamalarında gördüğümüz gibi, bu durumun tamamen estetik zevkten kaynaklanması ve özellikle kültüre saygısızlık etmek gibi bir amaçlarının bulunmaması da mümkün. İnsanların, yıllar süren bir süreçte oluşturdukları miraslarından soyutlanmadan varlıklarının ifade edilmesi gerekiyor.

Kültürel mirasların yüzyıllar sonra “trend” olması

Moda endüstrisi, en fazla insana hitap eden sektörlerden birini oluşturuyor. Kıyafetten makyaj sektörüne kadar birçok alt alanındaki gelişmeler ile insanların gündelik hayatlarını etkiliyor. Geçmiş zamanlara ait bir fotoğrafa baktığımızda insanların saç şekillerinden, kıyafetlerinden ve makyajlarından hangi döneme ait olduğunu anlayabiliyoruz.

Eski dönemlerde Afrika’da bir insanın saçını kullanma şeklinden o kişinin nereli olduğunu, toplumundaki sosyal konumunu, evli, bekar veya dul olup olmadığını, savaşçı veya eskiden asker olup olmadığını anlayabiliyorduk. Ancak daha sonra gemilerle Amerika’ya getirilmeleri ve iş gücü olarak sömürülmelerinden sonra saçlarını kullanma alışkanlıkları değişti ve neticede bu durum yeni bir saç kültürüne evrildi. Birçoğu saçlarını kazıyarak veya örtüyle kapatarak kullanmaya başladı. Orijinal saç modellerini kullananlar ise işten çıkarılmakla tehdit edildiler.

1979 yılına gelindiğinde ise 10 isimli filmde oynayan Bo Derek, saçlarını Afrikalıların yıllardır yaptığı örgü ile kullandı ve bir anda bu model “Bo Derek örgüsü” (Bo Derek Braids) olarak kullanılmaya ve istenmeye başlandı. Daha sonra MMA dövüşçüleri bu saç şeklini kullandığında ise moda dergilerinde “Boksör örgüleri” (Boxer Braids) başlıklarını gördük. Yine dönem dönem yeni bir buluş olarak görülen örgüler,  “en yeni moda trendi” olarak moda dünyasında yerini aldı.

Son yıllarda geleneksel giyinmenin hiç olmadığı kadar moda olmasına diğer bir örnek ise Nike’ın “Air Force 1 Puerto Rico” spor ayakkabıları için yakın zamanda duyurduğu özel koleksiyonuydu. Mayıs 2019’da yapılan duyuruda, ayakkabıların Panama’nın Guna kültürüne ait mola desenleriyle süslendiği açıklandı. Ancak Nike, desenleri yanlış bir şekilde Puerto Rican kültürüne atfetti ve Guna halkının şiddetli eleştirilerine uğradığı için lansmanı iptal etmek zorunda kaldı.

Kültürel ürünlerin bilinçli veya bilinçsiz olarak bu ve başka şekillerde  kimliğinden soyutlanması ve başka kalıplarda sunulması, etik olarak doğru bulunmamakta ve ayrımcılık yapıldığı tartışmalarına sebebiyet vermekte. Geleneksel ürünleri koruyan hukuk alanı sui generis bir özellik gösteriyor ve halen gelişmeye devam ediyor. Bu nedenle hukuk kuralları ile çerçevelenmiş net bir koruma sistemi henüz söz konusu değil. Ancak yanlış veya eksik incelemeler sonucu kültürel eserlerin kullanımı intihal olarak yorumlandığı zaman insan etkileşimi ile gelişen ve en başta korunması amaçlanan “kültür” kavramının zarar göreceği mümkündür. Herkesin herkese karşı dayanaksız bir şekilde hak iddia ettiği hallerde, birliktelik ve anlayış sağlayacağı yerde, kültürel mirasların paylaşılması kısırlaştırılmış olunur.

Rogers v. American Airlines

Siyahi bir Amerikalı ve hostes olan Renee Rogers, işvereni American Airlines’ı, saçını kullanma şekline karıştığı ve bu durumun ırk, renk, din, cinsiyet ve ulusal kökene dayalı istihdam ayrımcılığını yasaklayan kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle dava etti. Ancak 80’li yıllarda karar veren mahkemenin görüşüne göre Renee Rogers’ın kullandığı örgü modeli “kolayca değişen bir karakteristiğe” sahipti ve “sosyokültürel olarak belirli bir ırk veya milliyetle ilişkili olsa bile” bir işverenin istihdam uygulamalarında bulunurken ayrımcılığını tespit etmeye yönelik izin verilmeyen esaslardan birini oluşturmamaktaydı. Mahkemeye göre; işverenin, saçlarını örgülü olarak kullanan Renee’nin saçını toplamasını istemesinin hukuka aykırı bir yönü yoktu ve herkes kendi boş zamanında saçına istediği şekli vermekte serbestti.

İşçilerin işe alımında ve başka alanlarda, baskın bir kültürün esas alınarak, diğer kültürlere ait estetik değerlerin istenmediği ve yatıştırılmasının gerekli olduğunun düşünüldüğü bir güzellik politikasının güdülmesi, tek başına olmasa da desteklediği görüşle zaman içerisinde sabit bir ayrımcılık alışkanlığının oluşmasına sebebiyet verecektir. Çünkü bu şekilde, diğerlerine göre sosyal konumları güçlü olmayan insan topluluklarının; tarihi, ekonomik, ve sosyal geçmişleriyle yüzyıllar içerisinde kümülatif bir şekilde meydana getirdikleri kültürel miraslarını devam ettirmeleri engellenmiş olacaktır. Daha sonra böyle engeller hiç yaratılmamış gibi kültürel ürünlere el konulduğu zaman, artık ilhamdan değil intihalden söz edilecektir.

Sonuç

Irkçılık” gibi ayrımcı siyasi düşünceler bir anda ortaya atılmış fikirler değiller. Tarih boyunca farklı ırklardan, milletlerden, ülkelerden ve köylerden insanların birbirleriyle olan ilişkileri sonucu gelişmiş ve şekil almışlardır. İnsanların kendilerini ifade etme şekli çağdan çağa değişse de, anlatılmak istenen düşünceler değişmedikçe ayrıştırıcı etkileri aynı olacaktır.

Moda sektöründe tasarımcıların yeni bir ürün ortaya koyarken yaratıcılıklarının yanında taklitten yararlanmaları da yeni ortaya çıkmış bir durum değil. Ticaret yollarının keşfine kadar dayanan yüzyıllar öncesinden beri, kumaşlar ve desenler farklı coğrafyalar arası yolculuk ediyorlar ve yaratıcıları haricindeki insanlar tarafından benimseniyorlar. Kültürel etkileşimindeki bu çeşitlilik ve alışveriş, moda sektörünün gelişmesini ve bugünkü halini almasını sağlıyor.

Bu nedenle WIPO’nun (World Intellectual Property Organization) Ağustos 2019 sayısında özetlediği üzere, markaların yeni ürünler yaratırken ve sunarken ilham almalarının el koymaya dönüşmemesi için kısaca şu 4 ilkeye uygun davranmaları gerekiyor:

  1. Geleneksel kültürel ifadelerin sahiplerine anlayış ve saygı.
  2. Geleneksel kültürel ifadelerin saygılı dönüşümü ve yeniden yorumlanması.
  3. Geleneksel kültürel ifadelerin sahiplerinin kabul edilmesi ve tanınması.
  4. Geleneksel kültürel ifadelerin sahipleriyle yetkilendirme talepleri ve işbirlikçi ortaklıklar yoluyla etkileşim.

Makyaj sektöründeki cilt beyazlatıcı ürünlerin market hacminden, defilelerde markalarını temsil eden modellerin etnik çizgisine kadar gördüğümüz üzere, güzellik politikasını belirleyenler sadece markalar veya sadece tüketiciler değiller. Ancak gidişatı belirlemede bir tarafın etkisinin daha fazla olduğu kesin. Markaların, iç ve dış dinamiklerinde, yüzeysellikten ve kendilerini açıklamalarına yetecek kadar çeşitliliği sağlamanın ötesinde, ilke olarak çokkültürcülüğü benimsemeleri gerekiyor.

İçerik: Cemre Belçim GÖLBAŞI

İçeriği beğendiniz mi?

tr_TRTR

Moda

Hukuku

Eğitimleri

Başlıyor.

Share on facebook
Share on google
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp

Sign up for our Newsletter

iPhone

Lorem ipsum dolor sit amet

MacBook

Sed do eiusmod tempor incididunt

iPad

Tempor incididunt ut labore et dolore