İNSAN YARATICILIĞI VS. YAPAY ZEKA YARATICILIĞI: Hukuki Bakış - I LAW FASHION
Yukarı
a

I LAW FASHION

İNSAN YARATICILIĞI VS. YAPAY ZEKA YARATICILIĞI: Hukuki Bakış

“Teknolojiler ve makineler insanlığımızın bir parçasıdır. Onları kendimizi yapılandırmak için yarattık. İşte bu, insanoğlunun eşsiz bir özelliği. ” – Ray Kurzweil

İnsanlık tarihi boyunca yaşadığımız endüstriyel devrimler sayesinde, yaşam koşullarımızın ve standartlarımızın sürekli değişmesiyle yeni teknolojilere uyum sağlamaktayız. Bu teknolojik gelişmelerden kamu ve özel, tüm sektörler etkilenmekte olup yeni iş tarzları ve alanları ortaya çıkmaktadır. Günümüzde, adından sıklıkla bahsettiğimiz Endüstri 4.0 devriminin fenomeni yapay zeka ile günlük yaşantımızdan iş ortamımıza sanatsal faaliyetlerimizden hukuki ihtiyaçlarımıza kadar her anlamda yeni ve teknolojik bir bakış açısı kazanma sürecindeyiz. Bu dijital dönüşüm, özellikle iş alanında birçok yenilik getirdi: Yeni meslek türleri, otomatik sistemler, yardımcı robotlar, … Bunun yanı sıra, sanat alanında da yapay zeka hızlı bir gelişme içerisindedir. Sanat alanında kullanılan yapay zeka sistemleri çeşitli klasik müzik besteleri, resim eserleri, şiir eserleri üreterek şaşırtıcı bir şekilde insanların beğenisini kazanmaktadır. Sanat ve iş dünyasının birleştiği moda sektöründe, teknolojinin önemli bir araç olduğunu düşündüğümüzde yapay zekalı sistemlerin bu sektörde kullanılması ve geliştirilmesi birçok marka tarafından tercih edilebilir olacaktır.

Şimdiye kadar çok sayıda marka tarafından bir girişim olmasa da moda sektöründe öncü diyebileceğimiz markalar; tasarım, akıllı mağaza veya stil asistanı gibi uygulamalarla yapay zekalı sistemleri yardımcı olarak kullanmaktadır. Fakat yapay zekalı sistemlerin kullanım süreçleri ile birlikte birtakım hukuki tartışmaların ortaya çıkmıştır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir: Bir yapay zekalı makine tarafından yaratılan tasarımların sahibi kim olacaktır?, Bu tasarımın hakları kime aittir? Akıllı mağaza ve stil asistanları uygulamaları yoluyla elde edilen veriler kullanıcıların kişisel veri gizliliğini ihlal ediyor mu? Bu verilerin güvenliği sağlanıyor mu? Kullanıcılar uygulamalar yoluyla verdikleri kişisel verilerin ne kadar farkında? Yapay zekalı makineler moda sektöründe bazı iş gruplarının ortadan kalkmasına sebebiyet verecek mi? Akıllı sistemler çalışanların haklarını ihlal etmeden moda sektörüne uygun hale getirilebilecek mi?

Bir Yapay Zeka Eseri:

Yapay zekanın sanat alanında geliştirilmeye başlanmasıyla yapay zeka tarafından yaratılan sanat eserlerinin eser olarak kabul edilip edilmeyeceğinin yanında bu eserlerin kime ait olacağı konusu, hukuki tartışmalardan biri olmaktadır. Fikri mülkiyet hukuku kapsamında, güzel sanat eserlerinden biri olarak kabul edilen moda tasarımlarında da bu teknoloji kullanılmaya başlamıştır. Peki bir yapay zekalı sistemin ortaya çıkardığı tasarım, eser olarak kabul edilebilecek mi? Eğer kabul edilecekse bu eserin sahibi kim olabilecektir? Şimdilik herhangi bir kanun veya buna ilişkin bir mevzuat mevcut olmadığı için, bu konuda kesin bir sonuca varmak mümkün olmasa da farklı yaklaşımları inceleyerek bir fikir elde edilebilir.

Ralph D. Clifford’un “Intellectual Property in the Era of the Creative Computer Program: Will the True Creator Please Stand Up?” adlı makalesine göre, yapay zeka sistemleri tarafından yaratılan ürünlerin tasarım hakkının konusu olmadığı savunulmaktadır. Bu nedenle de kamu mülkü olarak tahsis edilmesi gerekmektedir. Bu görüşe, Naruto v. Slater davası örnek gösterilebilir. Söz konusu davada; Naruto adlı maymun, fotoğrafçı Slater’ın fotoğraf makinesiyle kendi fotoğrafını çekmiştir. Fotoğrafın eser sahipliğinin kimde olacağı konusunda hukukçular, fotoğrafçı ve hayvan hakları savunucuları arasında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Hayvan hakları savunucuları, fotoğrafın sahibinin maymun Naruto olacağını iddia etmişlerdir. Fakat Amerika Birleşik Devletleri Mahkemesi, maymunun herhangi bir hukuki kişiliği olmadığından bahisle eserin sahibi olamayacağını ve aynı şekilde fotoğraf Slater tarafından çekilmediği için fotoğrafçının da hak iddia edemeyeceğine karar vererek eseri kamu mülkü olarak tahsis etmiştir. Böylelikle, bu görüşü savunanlar, yapay zekalı sistemlerin herhangi bir hukuki kişiliğe sahip olmadıklarından dolayı kendilerince yarattıkları eserlerin kamu mülkü olacağını ileri sürmüştür.

Öte yandan, Avrupa Parlamentosu’nun yapay zekalı sistemlerin hukuki kişiliğine ilişkin hazırladıkları “Artificial Intelligence and Civil Liability” adında hukuki bir çalışmaya göre yapay zekalı sistemlerin elektronik kişiliği olabileceği iddia edilmiştir. Yapay zekanın elektronik kişilik olarak nitelendirilmesi tam olarak insan gibi olmasa da eşya ve insan arasında bir varlığa işaret edebilecektir. Bu nedenle; bazı haklara, yükümlülüklere ve sorumluluklara sahip olmasını gündeme getirebilecektir. Elektronik kişilik meselesi, Parlamento tarafından bir fikir olarak ortaya atılmış olup çok tartışmalı bir konudur. Ancak, ileride yapay zekalı sistemlerin hukuki kişiliği söz konusu olduğunda, eser sahipliği etrafındaki tartışmalı alanlar da başka yöne evirilecek gibi gözükmektedir.  

Çoğunluktaki bir diğer görüşe göre, yapay zekalı sistemlerin yarattığı ürünlerin eser sayılabilmesi ancak eserdeki insan faktörüne bağlı olabilecektir. Böylelikle, eser sahibi ise onun yaratıcısı veya iş sözleşmesi kapsamında işvereni olabilecektir. Avrupa Komisyonu’nun Aralık 2020’de yayınladığı “Trends and Developments in Artificial Intelligence – Challenges to the Intellectual Property Rights Framework” adlı son raporda ise bu görüşten yola çıkarak yapay zekalı sistemler ile ortaya çıkarılan eserin incelenmesinde dört aşamalı bir test öngörülmüştür. Avrupa Komisyonu’nun bu raporunda öncelikli olarak meteoroloji, medya ve tıbbi ilaçlar alanındaki yapay zeka destekli çıktılar ele alınmış olsa da Avrupa Birliği’nin telif hakkı hukuku kapsamındaki her eser için uygulanabilir olduğu savunulmakta olup Komisyon, bu konuda üye devletleri iç hukuklarında mevzuat çalışmalarına davet etmektedir. Bu yüzden, Avrupa Komisyonu Raporu, yapay zeka eserlerini araştıran ilk hukuki kılavuz rapor olarak kabul edilebilir. Söz konusu raporda öngörülen dört aşamalı test şu şekildedir: 1. Edebiyat, bilim ve sanat alanlarında üretim (Production in literary,scientific or artistic domain) ; 2. İnsanın entelektüel çabasının ürünü olma (Human entellectual effort) ; 3. Orijinallik/ Yaratıcılık (Originality/Creativity) ; 4. İnsanın yaratıcılığını ifade etmesi (Expression). O halde, bir yapay zeka ürününün eser sayılabilmesi için edebiyat, bilim ve sanat alanlarına hitap etmesinin yanında insan yaratıcılığı faktörünün mutlaka bulunması gerekmektedir. Bern Konvansiyonu’nu başlangıç noktası olarak belirleyen bu rapor eserlerde, insanın fikirlerini özgün bir yaratıcılıkla ortaya çıkarmasını öncelikli şart olarak belirlemiş ve bu nedenle de eser sahibinin insan olması gerektiğini savunmuştur. Bu nedenle, AB Hukuku’nun eser sahipliği konusundaki yaklaşımı, insan faktörünü öne çıkararak eser sahibinin insan, sanatçı veya herhangi bir iş sözleşmesi durumunda işveren olması şeklindedir.  

Bu yaklaşımlardan yola çıkarak, tasarımın bir yapay zeka çıktısının eser sahipliğine örnek olarak, e-ticaret şirketi olan Yoox markasının yapay zekalı bir program kullanarak çıkardığı “8” Koleksiyonu gösterilebilir. Bu koleksiyon, müşterilerin geri bildirimlerini, çoğunlukla tercih edilen ürünleri ve moda trendlerini inceleyerek bir yapay zeka tarafından tasarlanmıştır.  “8” koleksiyonunun, kendi bünyelerinde kullandıkları bir yapay zeka programı ve yine aynı çatı altındaki tasarımcısı ile birlikte ortaya çıkardıkları bir koleksiyon olmasından dolayı, fikri mülkiyet kuralları gereği koleksiyonun eser sahipliği, işveren konumunda olan Yoox markasına ait olmuştur.

Moda Sektöründe Veriler:

Yapay zeka sistemlerinin kullanılarak yapılan tasarımlar da dahil olmak üzere, stil asistanı amacıyla ortaya çıkarılan uygulamalarda binlerce veri kullanılmaktadır. Bir önceki bölümde bahsedildiği gibi yapay zekalı sistemler hem tasarımlarını oluştururken hem de kullanıcıların stil asistanlığını yaparken müşterilerinin beden bilgisi, internette moda sayfalarında paylaşılan fotoğraflar, hedef kitlenin satın alma eğilimi gösterdiği ürünlerin bilgileri, kullanıcıların uygulamalara yükledikleri fotoğrafları gibi birçok veri işlenmektedir.

Örneğin, Amazon’un 2017’de pazara sunduğu Echo Look adlı yapay zekalı makine ile kullanıcılar, yine Amazon’un ünlü botu olan Alexa’nın konuşabildiği ve görebildiği makinede bulunan kamera aracılığıyla giydikleri kıyafetleri göstererek Alexa’dan tavsiye alıyorlardı. Fakat, Amazon üç yıl sonra 24 Temmuz 2020’de Echo Look’un artık kullanılamayacağını ve Alexa’nın Amazon Shopping uygulaması üzerinden tavsiyelerine devam edeceğini açıkladı. Bunun nedeni ise; Echo Look sayesinde, Alexa’nın stil asistanı olarak gelişimini artık tamamlamış olmasıydı. Ayrıca; Amazon, kullanıcıların sisteme kaydettikleri tüm fotoğraflarını silmeleri konusunda bir uyarıda bulundu. Sonuç olarak; Amazon, Echo Look sayesinde binlerce kullanıcısının gardırobundaki kıyafetlerin verilerine ulaşmış oldu. Kullanıcılar bu fotoğrafları silmiş olsalar bile Alexa bu verileri halihazırda tavsiye verirken kullanmaya devam edecek. Bu noktada, kişisel verilerin gizliliği ve veri güvenliği gündeme gelecek.

Bu tür sistemler aracılığıyla, kullanıcıların beden bilgisi (kilo, boy, yaş) ölçülebilmekte ve sisteme kullanıcılar tarafından yüklenilen fotoğraflar ile de kılık kıyafet bilgisi edinilmektedir. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca, kılık kıyafet bilgisi özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilmekte ve kişilerin açık rızası aranmaktadır. Avrupa Birliği’nin Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR) uyarınca, kılık kıyafet verisi özel nitelikli veri olarak sayılmamış olsa da kişilerin etnik kökenleri ve dini inançlarını ortaya çıkaran, başka bir deyişle kılık ve kıyafetin kişilerin etnik köken ve dini inançlarını ortaya çıkardığı durumlarda kişisel veriler özel nitelikli olarak belirtilmiştir. Amazon; Echo Look sayesinde, birçok kullanıcısının gardırobunda bulunan X markasından Y markasına, annesinin ördüğü bereden geleneksel takılarına kadar sahip olduğu birçok kıyafetin verisini elde etmiştir. Bazı durumlarda, bu veriler kişiler açısından özel ve hassas olabilmektedir. Bu nedenle, markaların bu tür verileri işlerken ve saklarken hukuka uygun bir denetim alt yapısı olmalıdır. Ayrıca, kullanıcıların ise hızlıca alacağı bir stil danışmanlığında uygulama ile paylaştığı kişisel verilerinin hangi nitelikte olduğunun farkında olması gerekmektedir.

Sanatçı Refik Anadol’un deyimiyle; “Veri, yeni araç ve renk pigmenti” olarak tanımlanabilir. Teknolojinin hızla ilerlediği bugünlerde her sektörün bu yönde değişmesi olağandır. Fakat, kullanılan verileri doğru tanımlamak ve insan haklarını zedelemeyecek şekilde kullanmak gerekmektedir.  

Tasarımcı Yapay Zekalar:

Moda sektöründe yapay zeka sistemlerinin kullanılması ile gündeme gelen; eser, eser sahipliği, veri gizliliği kapsamındaki hukuki tartışmalarının yanında tasarım işçileri kapsamında da bazı etik problemler gündeme getirecektir. McKinsey & Company’nin raporuyla da vurgulandığı gibi yapay zekanın iş alanında yaratacağı etkiler uzun zamandır konuşulmakta ve birçok mesleğin ortadan kalkacağı veya değişime uğrayacağı öngörülmektedir.

Bu yeni teknolojilerle birlikte tasarımların daha hızlı, daha az insan gücü gerektirmesi ve bu nedenle ekonomik açıdan daha karlı olacağından bu sistemlerin birçok marka tarafından daha fazla tercih edilebileceği öngörülmektedir. Bu teknolojik değişim ise tasarımların artık yapay zeka sistemlerine bırakılarak; özellikle hazır giyim sektöründe, tasarımcıların işgücüne ihtiyaç kalmayacağı düşünülmektedir. Başka bir boyutuyla, tasarımcıların yapay zeka sistemlerinden yardım alacağı düşünülürse; bu teknolojiyi kullanma anlamında eğitimli olmalarının bir şart olarak aranması gündeme gelebilir.

SONUÇ:

Yukarıda belirttiğimiz gibi, moda sektöründe yapay zekanın kullanımının yavaş yavaş artacağı öngörülse de; tasarımlardaki “insan” etkisi, tasarlanacak ürün ve karar aşamasında büyük rol oynamaktadır. Bu nedenle, tasarımların insan yardımı olmaksızın sadece yapay zeka tarafından üretilmiş olacağı söylenemez. Yapay zeka eserlerinin şimdilik yardımcı olarak kullanılması; fikri mülkiyet anlamında eser ve eser sahipliğine ilişkin ilke kuralların uygulanmaya devam edilmesi olarak yorumlanabilir. Bununla birlikte, bu sektördeki yapay zeka sistemlerinde kullanılan verilerin gizliliği ve kullanıcıların markalar ile paylaştığı kişisel verilerinin farkındalığı konusunda markaların ve kişilerin bilinçlendirilmesi; ve bu alanda bırakılan mevzuat boşluklarının doldurulması gerekmektedir. Son olarak, moda sektöründeki hızla başlayan yapay zeka teknolojileri değişimi ile birlikte sektörde çalışanlar üzerinde oluşacak mesleki zorlukların en az zararla aşılması markaların iş birliği ile mümkün olabilecektir.

 

Yazımı, beyin fırtınasına bıraktığım bir soru ile bitirmek istiyorum:

Eser ve eser sahipliği tartışmalarında, çoğunluktaki görüş insan faktörünün gerekliliğini savunmakta olup ortaya çıkarılan bir tasarımda insan faktörüne ait aranan en önemli kriterler; insan yaratıcılığı, insanın entelektüel çabası ve insanın yaratıcılığını ifade etmesi olarak belirtiliyor demiştik. Ancak şimdilik bir yardımcı konumunda olan yapay zeka sistemleri veya robotlar; otomatik ve insana gerek kalmayacak bir şekilde eser ortaya çıkardıkları zaman tartışmaların yönü değişebilecektir.

O zaman, güzel sanat eserlerinde yapay zeka kullanımına bir örnek olarak dünyanın ilk robot sanatçısı Ai-Da’nın yaptığı eserin sahibi kendisi mi olacak, Ai-Da’yı kullanan kişi mi, Ai-Da’nın yazılımını yapan kişi mi yoksa bu eser kamu mülkü olarak mı tahsis edilecek?

Elif Baban

Elif Baban

Avukat - LLM. (Artificial Intelligence and Law)

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn

İçeriği beğendiniz mi?

tr_TRTR

Moda

Hukuku

Eğitimleri

Başlıyor.

Share on facebook
Share on google
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp

Sign up for our Newsletter

iPhone

Lorem ipsum dolor sit amet

MacBook

Sed do eiusmod tempor incididunt

iPad

Tempor incididunt ut labore et dolore