Ece Gözen'le Sürdürülebilirlik Üzerine - I LAW FASHION
Yukarı
a

I LAW FASHION

Ece Gözen’le Sürdürülebilirlik Üzerine

Merhaba Ece Hanım, öncelikle röportaj isteğimizi kırmadığınız ve bugün bizimle olduğunuz için teşekkür ederiz. Şubat ayı konseptimiz “Sürdürülebilirlik” üzerine! Sizi, moda sektörünün bu alanında vizyoner olarak gördüğümüzden sizinle bu röportajı yapacağımız için çok heyecanlıyım. Daha önce bir röportaj gerçekleştirdiğimizden, sizi çalışmalarınızla takdir ettiğimizi belirterek başlamak isterim. Hazırsanız, konseptimiz özelinde hazırladığımız sorulara geçelim! 

Bildiğiniz üzere, moda dünyada en çok kirleten ikinci büyük endüstri arasında. Sosyal medyanın tüketiciler üzerindeki yan etkisinin artmasıyla, her geçen gün daha fazla tüketme ihtiyacı içerisindeyiz. Bunun yanında çeşitli platformlarda izlediğimiz videolar, gördüğümüz fotoğraflar ve benzeri içerikler, tüketmeyi körükleyen etmenler arasında. Sürdürülebilir moda tam bu noktada, tüketim alışkanlığını bir nebzede olsa değiştirmeyi ve tüketiciye bilinç kazandırmayı hedefliyor. Bir bio-tasarımcı olarak size soralım. “Sürdürülebilir Moda” ne demek? Bu terimin sektör içerisindeki gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Şu anki koşulları göz önünde bulundurduğumuzda sürdürülebilirlik, sizce moda sektörünün içine tam olarak yerleşen bir terim mi?

Sürdürülebilirlik artık bir trend olmaktan ziyade günümüzün en temel ve ihtiyaç niteliğinde yaklaşımıdır aslında. Fakat trend olarak görülen diğer birçok kavram gibi çokça içinin boşaltıldığına ve yüzeyselleştirildiğine şahit oluyoruz. Bunun yansımalarını ‘sürdürülebilir moda’ için de görmek mümkün. Polyester vb. sentetik malzemeleri geri dönüştürerek sürdürülebilir bir model yaratmaya çalışmak ancak bugünü kurtarmaya çalışmaktır. Modada sürdürülebilirlik ise tamamen döngüsel, holistik, doğadan gelip tekrar doğaya karışacak, kimyasalsız, yerel üretimlerle ve sistemlerle daha iyi bir gelecek yaratmak için çalışarak gerçekleşebilir. İklim kriziyle ve pandemiyle yüzleşirken sürdürülebilirlik çok daha güçlü bir şekilde gündemimizde artık fakat hızlı tüketimin ve hızlı üretimin olduğu bir yerde sürdürülebilirliği konuşmak güçleşiyor. Bu sebeple markalara ve üreticilere yol gösterecek olan her bir bireyin üzerine düşeni yaparak tüketim alışkanlıklarını sorgulamasından, bilinçli tercihler yapmasından geçiyor. Bu noktada bir biyo-tasarımcı olarak tasarım sürecinde doğayla ve canlı organizmalarla işbirliği yaparak, tasarımın dilini doğanın kendini ifade ediş biçimi ile birleştirmeyi çok değerli buluyorum. Tasarım bazlı bir doğa yerine doğa bazlı bir tasarım disiplini oluşturmak ve yok etmeden yaratmak. Benim için modada sürdürülebilirliği ve biyotasarımı sadece yeni bir akım olmaktan ziyade bu zamana kadar doğaya verdiğimiz zararlara karşın bir özür niteliğinde gelişen, gezegen için en anlamlı ve faydalı hareketlerden biri olarak da tanımlayabilirim.

Pek çok tasarımcı sürdürülebilirlik eğiliminde, çevreci stratejiler benimsemeye kendini adadı. Lüks moda olarak tabir ettiğimiz markalar arasında da bu akımın hızlıca yayıldığını görüyoruz. Örneğin, Stella McCartney doksanlı yılların başından beri koleksiyonlarını tamamen organik pamuk ve geri dönüştürülebilir kumaşlardan üretiyor. Bu ve daha bunun gibi birçok marka, sürdürülebilir moda anlayışını destekleyen projeler yürütüyor. Bize kurucusu olduğunuz Gozen Institute’te sürdürülebilirlik konseptinde hayata geçirdiğiniz projelerden ve atılımlardan bahsedebilir misiniz?

Gozen Institute olarak geleceğin sorumluluğunu alan, her aşamada seçimlerimizi sorguladığımız biyoteknoloji, sanat ve tasarımın arakesitinde sürdürülebilir geleceğin yeni biyo-materyallerini üretiyoruz. İçeriğinden, üretim yöntemine ve kullanım döngüsüne kadar tamamen inovatif ve geleceğe hizmet eden yeni bir materyal dünyasını tasarlıyoruz. Alışık olduğumuz Dünya düzenindeki materyal üretiminde ham madde olarak kullanılan petrol, hayvan ya da bitkilerin yerine doğrudan mikroorganizmalarla işbirliği yapıyoruz. Doğanın kendisiyle yaptığımız bu işbirliği sayesinde kimyasalsız, üretiminde litrelerce suya gerek duymayan, çevreyi kirletmeyen, üretim sürecine dahil olan hiçbir canlıya zarar vermeyen ve sömürmeyen biyomateryaller yetiştirebiliyoruz. Bunun dışında sürdürülebilir gelecek vizyonuna dahil global markalarla işbirlikleri yapıyoruz, Nike ile sürdürülebilir marka elçiliği kapsamında vizyonumuzu paylaşıyoruz ve ortak projeler yürütüyoruz. Konu sürdürülebilirlik olduğunda güçleri birleştirmenin ve ortak yaratımların potansiyeline inanıyoruz.

Nike’ın sürdürülebilirlik elçisi seçildiniz ve Gozen Institute kapsamında sürdürülebilirlik alanında birçok ödülünüz bulunuyor. Sektördeki değişime öncülük eden kurumlardan birisiniz, peki Gozen Institute’ün gelecekteki hedefleri ve projeleri neler?

Özellikle pandemiyle beraber Dünya genelinde de biyomateryal ve biyo tasarım konularındaki AR-GE çalışmaları, doğa temelli teknolojiler ve bu konuda yapılan yatırımlar arttı. Birkaç yıl içinde yapılan işbirlikleriyle ürün çıktılarını raflarda görebileceğimiz bir skalaya doğru ilerliyor. Gozen Institute olarak ürettiğimiz patentli biyomateryallerimizin endüstriyel skalada kullanılması için markalar, üreticiler ve yatırımcılarla çalışmalarımız giderek hız kazanıyor. Bu nedenle planlarımız arasında ilk aşamada laboratuvarımızda ürettiğimiz yeni dünyanın materyallerini ve tasarımlarını dünyayla tanıştırmak var. İleri vadede ise Türkiye’de moda, tasarım, biyoteknoloji ve sanatı birleştiren ilk kurum olarak kurduğum Gozen Institute altyapısının çok daha geniş bir platforma taşıyacağımız çalışmalara kanalize olmuş durumdayız. Çok daha farklı disiplinlerden insanları bir araya getirerek disiplinler ötesi araştırmalar ve üretimler yaparak bunları dünyayla paylaşabilmeyi amaçlıyoruz. Doğayı ve Dünyamızı sömürmeden geleceğe katkıda bulunuyor olmak şimdiden bizi çok heyecanlandırıyor.

Gozen Institute’te biyoteknolojinin gücünden yararlanarak sürdürülebilir malzemeler üretiyorsunuz. Bizler de I Law Fashion ekibi olarak aslında konunun hukuki boyutunu da merak ediyoruz. Buluşlarınızı koruyor musunuz? Tasarımsal, bilimsel ve hukuki süreç birlikte nasıl ilerliyor?

Biyoteknoloji ve modanın birlikteliğinden doğan bu yeni dünyada oyunun kuralları yeni yeni yazılıyor aslında. Gelecek projeksiyonlarının ve verilerin de henüz başlangıçta olduğu bu noktada adımlarımızı dikkatli atmak adına partnerlerimizi seçerken ve stratejimizi oluştururken bir çok parametreyi gözettik. Gozen Institute olarak ürettiğimiz biyomateryallerimiz tüm hukuksal alt yapısıyla birlikte patentli olarak korunuyor. Bu açıdan iş modelimizi, stratejimizi ve tüm haklarımızı korumak üzerine özellikle önem gösterdik ve süreçte doğru kişilerle çok titizlikle ve emin adımlarla ilerliyoruz.

Ayrıca, Gozen Institute olarak yeni dünyanın materyallerini üretme yolculuğunda önemli anlaşmalar gerçekleştirerek yatırım alma süreçlerinde olduğunuzu da öğrendik. Brandcared ile yürüttüğünüz girişimcilik ve yatırım süreci nasıl gidiyor? Orta ve uzun vadeli planlarınız neler?

Yatırım ve büyüme stratejilerini belirlemek ve doğru hedefe emin adımlarla ilerlemek açısından Brandcared’in danışmanlığı bizim için çok kıymetli bir yerde duruyor. Ekip olarak yatırımcılarla yaptığımız görüşmelerdeki geri dönüşlerden ve gelişmelerden oldukça heyecan duyuyoruz. Daha iyi bir gelecek yaratmak için çıktığımız bu yolda vizyonumuzu paylaşan yatırımcılarla bir araya geliyoruz ve nasıl ‘birlikte ve daha iyi’ yaparız üzerine çalışıyoruz.

Dünya üzerinde Fransa, Almanya gibi birçok Avrupa ülkesi sürdürülebilirlik öncülüğünde güzel çalışmalara imza attı. Mesela Fransa, 130 maddeden oluşan yasa tasarısıyla markanın itibarını korumak adına, sene sonunda satılmayan ürünlerin yakılmasını yasakladı. Aynı zamanda, Burberry, Chanel, Hermes ve Stella McCartney gibi markalar toplanarak çevre paktı hazırladı. Avrupa sürdürülebilirlik adına bir hayli çalışıyor ve bu bilincin oturması için çaba sarf ediyor. Siz de Türkiye’de biyoteknoloji, moda, sanat ve felsefeyi birleştiren ilk ve tek kurum olarak Gozen Institute’tü kurdunuz. Peki sizce Türkiye’de durumlar nasıl? Ülkemiz için de sürdürülebilir bir gelecek mümkün mü?

Global markaların sürdürülebilirlikle ilgili aksiyonları ve işbirlikleri, lokal üreticiler ve markalar için de önemli bir projeksiyon oluşturuyor. Türkiye tekstil alanında oldukça gelişmiş, gerek üretim kapasitesi gerekse değer yaratma açısından Dünyada adından söz ettiriyor. Böylesine bir potansiyelin içerisindeyken döngüsel tasarım, döngüsel ekonomiye doğru bir dönüşüme gitmemek, potansiyeli kullanamamak demek olur aslında. Türkiye finans ekosisteminin getirdiği dengesizlikler, politikanın oluşturduğu şartlar bu dönüşümü zorlaştırsa da elini taşın altına koyan ve daha iyi bir gelecek için çabalayan markalar, şirketler, üreticiler mevcut. Biz de Gozen Institute olarak, Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyoruz ve globalde adımızı duyuruyoruz, ki bu çok gurur duyduğumuz bir konu. Her zaman benimsediğimiz bir motto da ‘think global act local’, bu sebeple global markalarla işbirliklerini ve lokal üretimi önemsiyoruz ve tercihlerimizi de bu doğrultuda yapıyoruz.

Evet, markaların sürdürülebilirlik uğruna gösterdikleri çaba gözle görülüyor. Fakat bu anlayışın benimsenmesi sadece moda markalarına bağlı değil, tüketici olarak bize de belli sorumluluklar düşüyor. Sonuç itibariyle, markanın sunduğu ürünü tüketici olarak ben satın alıyorum. Var olan algıyı değiştirmek istiyorsak, markalar gibi bizim de belli bir çevresel bilince erişmemiz lazım! Sizin gözünüzde, sürdürülebilirlik kavramının tüketici üstünde kalıcı olması için neler yapılmalı? Ben bir tüketici olarak, bugünden sonra neleri süzgeçten geçirmeliyim, neyi bir daha düşünerek ürünü satın almalıyım? Bu konuda Gozen Institute’ün bir manifestosu var mı?

Öncelikle doğanın bir kaynak değil yaşamın kökeni olduğu algısının artık herkesin çok daha iyi ‘anlaması’ gerektiğini düşünüyorum. Sorgusuz ve sualsizce tükettiğimiz her şey bence öz bilincimiz ve doğa ile kaybettiğimiz bağlantılardan doğan psikolojik bir mutsuzluk. Bu anlamda sürdürülebilirlik akımına çok daha derin bir pencereden bakarak, kullanılan şeklinin samimiyetini sorgulamamız gerektiğini, sürdürülebilirliğin bir trendden ziyade bir yaşam felsefesi olması gerektiğini düşünüyorum. Kârın gezegenden daha mühim olmadığını pandemi süreciyle çok daha iyi algıladığımız bu dönemde etrafımızda var olan tüm canlı sistemleriyle bağlantılı olduğumuzun hatırlanıyor ve buna göre hareket ediliyor olması çok önemli. Çünkü bana göre bu konuda değişmesi ve evrimleşmesi gereken öncelikle insan bilinci. Bu bilinç aktive edilebilirse işte o zaman ormanlar yakılmaz, ağaçlar kesilmez, plastikler tüketilmez ve hayvanlar öldürülmez. 

Aslında tam olarak da bu bilinci oluşturabilmek için Gozen Institute sosyal medya hesaplarını aktif bir şekilde kullanıyoruz ve bu kanallardan kendi felsefemizi ve konuya bakış açımızı yeri geldiğinde rakamlarla yeri geldiğinde örneklerle, bir sözle veya kitaplarla aktarmaya çalışıyoruz. Çünkü sizin de dediğiniz gibi markaları dönüştürecek olan aslında tüketici talepleri, bu noktada her bireyin kendi farkındalığını geliştirmesi ve tercihlerini gözeterek yapması gerekiyor. Şöyle basit bir şekilde özetlemek gerekirse, bir eylemde bulunurken yapmayı tercih ederken o sırada yapmamayı tercih ettiklerimiz de var; polyesteri tercih etmiyorum çünkü, ekosisteminin sağlıklı bir şekilde sürmesini tercih ediyorum. Y, Z ve Alpha kuşaklarının da benimsediği, dünyanın daha sürdürülebilir bir yer olması için yapılacak tercihlerin önemi giderek daha da görünür hale gelecek. Özellikle pandemi bize doğayla kopan bağlarımızı ve yaptıklarımızın birbirimizi nasıl etkilediğini, birey olarak sağlıklı olma halini ancak kolektif olarak hareket edersek sağlayabileceğimizi gördük, uzunca vakittir eksik olan empatiyi kurduk. Gozen Institute olarak bizler de araştırmalarımız ve çalışmalarımız kapsamında sürdürülebilir tercihler için yeni biyomateryaller geliştirerek tekstil endüstrisinin ve kişilerin ihtiyaç duyduğu çevreci çözümleri ve seçenekleri üretiyoruz.

Sorularımızı yanıtladığınız ve değerli vaktinizi bize ayırdığınız için çok teşekkür ederiz!

İçeriği beğendiniz mi?

tr_TRTR

Moda

Hukuku

Eğitimleri

Başlıyor.

Share on facebook
Share on google
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp

Sign up for our Newsletter

iPhone

Lorem ipsum dolor sit amet

MacBook

Sed do eiusmod tempor incididunt

iPad

Tempor incididunt ut labore et dolore